#Gavs hz Tumblr posts

  • aydn68
    01.06.2021 - 1 mont ago

    Allah'tan başkasından yardım istemek, dua ederken vesile kılmak, evliyalardan medet istemek hakkında bilgi verir misiniz?

    Soran : Tanimsiz933

    Tarih: 16.08.2006 - 13:38 | Güncelleme: 03.09.2018 - 14:47

        

    Soru detayı

    - Dinde vasıta olur mu?..

    - Özellıkle bizim Doğu'da yaşanıyor bu olay; bir musibete bir belaya düştüğünde "Medet Ya Gavs Abdulkadir-i Geylani" ya da başka âlim bir zatın ismini söyleyip medet istiyorlar ve çoğu zaman da gerçekleşiyor.

    - Bunun dinimizdeki yeri ve açıklaması nedir, istiğase ve vesile caiz midir?

    Cevap

    Değerli kardeşimiz,

    Meded dilemek, yardım istemek demektir. Her türlü yardımın kaynağı ve başvurulacak mercii Allah Teâlâ'dır. Allah Teâlâ'dan başkasından yardım dilemek söz konusu olamaz. Tasavvufta Hz. Peygamber (asm), şeyh veya benzeri maneviyat büyüklerinden istimdad, doğrudan onların şahıslarından bir talab demek değildir. Belki onların indi ilahideki itibar ve derecelerinden yararlanmak için bir tevessüldür. "Meded ya şeyh", "Meded ya Abdelkadir", "Meded ya Gavs-ı Azam" gibi lafızlar ve levhalar, bu şahıslara duyulan manevi sevginin bir ifadesidir.

    İnsan, beşer olmanın gereği sığınma duygusu taşır. Çocuk anne babasına, talebe hocasına, mürid şeyhine sığınmak ve yakın olmak ister. İstimdad bu sığınma duygusunun tezahürüdür. Vahdet-i vücud inancındaki "insan-ı kamil", Allah Rasülü'nün ahlakıyla ahlaklanmış, Hakk'ın mazharına nail olan demek olduğu için, ruhani bir tasarrufa da mazhardır. Mazhardır diyoruz çünkü gerçek tasarruf Allah'ındır. Kul veya kişi bu tasarrufun görüntüsüdür. Bu itibarla salik ve derviş, insan-ı kamil olarak gördüğü şeyhinden tarikat piri ve pirlerinden birinden istimdad ve istiane ettiğinde, aslında talebini Allah'a arzetmiştir. Kudret ve kudret sadece O'na aittir. Konuya bu açıdan bakıldığında şer'i bir tehlike söz konusu değildir. Ancak istimdad edilen kişinin bizzat kendisinde bir güç ve kudret görüp taleb ondan olacak olursa, elbetteki caiz olmaz. (Anahatlarıyla Tasavvuf ve Tarikat, Prof. Dr. H. Kamil Yılmaz, s. 323)

    İstiğase ayrı, vesile ayrı bir şeydir. İstiğase yardım istemek anlamını ifade eder. Vesile ise gayeye vasıta olan şeydir.

    Zevilukul olan kimseden istiğase etmek meselesine gelince, bakılır, kendisinden istiğase edilen kimse salih ve mü'min değilse, ister gaib olsun kendisinden istiğase etmek caiz değildir. Fakat salih bir kul olursa, huzurunda veya kabri başında olursa, şefaat dilemek maksadıyla ondan istiğase etmek caizdir.

    Çünkü ölü olan kimse her ne kadar berzah alemine intikal etmiş ise de kendisine has bir hayatı vardır. Peygamberimiz (asm) şöyle buyurmuştur:

    "Peygamberler kabirlerinde diridirler." (İbn Mâce, Cenâiz 65)

    Peygamberlerin, mezarlarında diri olduklarına bir delil de, Hz. Peygamber (asm), mir'ac sırasında Mescid-i Aksa’da bütün peygamberlerin ruhlarıyla buluşması ve semada karşılaştığı her peygambere selam verdikçe, Peygamberimiz (asm)’in selamını almasıdır. Yine Bedir savaşında ölmüş müşrikler hakkında da şöyle buyurdular:

    "Siz bunlardan fazla işitmezsiniz; ancak cevap veremezler."

    Ehli tasavvufa göre makam sahibi olan bir veli, ister ölü ister uzakta olsun ondan istiğase edilir. O yardım etme yetkisine sahiptir. Özellikle ehli tasarrufun yardımı dünyada olduğu gibi dünyadan göç ettikten sonra da vardır, devam eder.

    Vesile ise, demin dediğimiz gibi, gayeye yetişmek için vasıta olarak kullanıları şeydir. Bunların çeşitleri vardır:

    1. Cenab-ı Allah'ın isimlerini vesile kılıp tevessül etmek: İbni Mace, Hz. Aişe'den şunu rivayet etmiştir: Hz Peygamber bir duasında şöyle buyurdular:

    "Allah'ım, temiz, hoş ve mübarek ismin hakkı için senden istiyorum.”

    2. Kendisiyle tevessül edilen zatın duasını vesile kılıp istemek.

    3. Büyük ve salih kimsenin zatını vesile kılmak suretiyle tevessül etmek: Mesela, "Allah'ım şu dileğim yerine gelmesi için Peygamberi veya Ebu Bekir'i vesile kılıyorum." demek gibi, Hz. Ömer (ra) yağmur duasında Hz. Abbas'ı (Peygamberimizin amcası) vesile kılarak şöyle dua etti:

    "Allah'ım, biz Peygamber'in amcasını sana vesile kılıyoruz, bunun için bize yağmur yağdır.” (Buhari).

    4. İşlenen salih amelleri vesile kılarak tevessül etme: Mesela, "Allah'ım, senin için eda ettiğim şu hac veya şu ibadeti sana vesile kılıyorum; şu musibetten veya şu beladan beni kurtar." demek gibi.

    Yukarıda saydığımız vesile çeşitleri İslam'da mevcuttur. Bunu inkâr etmek mümkün değildir. Vesile edinilen kimsenin vesile edenden üstün olması gerekmez. Hz. Peygamber (asm) Umre'ye gitmek için izin isteyen Hz. Ömer'e: ”Kardeşim, bizi duadan unutma.” (Ebu Davud, Vitir 23) dedi. Hem de Veysel-Karani'nin kendisine dua etmesi için Hz. Ömer'e emir verdi.

    Yalnız peygamberi veya herhangi bir zatı bağımsız olarak tasavvur edip istiğase etmek, küfre kadar götürebilir. Buna dikkat etmek lazımdır. Yani Allah’ın sevgili kulu ve Allah’ın izniyle bu işleri yapıyor diye bilmek ve istemek caizdir. Ehl-i sünnet âlimlerine göre, vesilelikten öteye geçmemek şartıyla, tevessül etmek caizdir.

    Tevessülü tamamen haram sayanlar, Haricîler ve onları taklit eden zihniyetlerdir.

    Meleklerin insanları koruduğu bilgisi bizzat Kur’an’da vardır:

    “O insanın önünde ve ardında devamlı sûretle nöbetleşerek görevlendirilen melekler vardır. Bunlar, Allah’ın emrinden ötürü, onu koruyup kollarlar.”(Rad, 13/11)

    mealindeki âyette bu gerçeğe işaret edilmiştir.

    Meleklerin koruması şirk olmadığı gibi, başka mahlukların yardımları da korumaları da şirk olmaması gerekir. Yeter ki, bunları vesilelikten, sebeplikten, yaratıcılık vasfına çıkarmayalım. Çünkü, “kâinatta Allah’tan başka hakikî müessirin olmadığı” gerçeği, imanımızın gereğidir.

    Dinde vasıta, vesile var mıdır?

    Hikmet; hayatta ve başarıda vazgeçilmez unsurlardan biri olduğu gibi, bütün varlıkların sevk ve idaresinde de bir maya ve önemli bir kanundur. İnsanlar; varlıklarını ve başarılarını, bu hikmet denen kaide ve kurala, riayet ve itibarla paralel olarak elde ederler ve koruyabilirler.

    Hikmet: Yaratıcı ve yaratılanlar arasında; sebebi, vesileyi ve vasıtayı zorunlu kılmaktadır. Zira yaratıcının izzet ve büyüklüğü, kendisi ile varlıklar arasındaki münasebet ve denge, hikmetle ilgilidir.

    Ayrıca varlıkların, yaratıcısına delil ve burhan olması ve onların bir kitap gibi ehil insanlarca mütalaa edilip araştırılması ve en önemlisi de, insanların kendilerinin imtihan ve test edilerek dünyada ve ahirette başarılarının esası, temeli ve alt yapısı; hikmettir ve hikmetle ciddi münasebettir.

    Hikmetin nasip olduğu insanlar ise, varlıkların en şereflisi ve kıymetlisidir. Bu esasa binaen varlıklar, eşya ve insan ile Yaratıcı arasındaki münasebet olgusunun genel adı, hikmettir.

    - Cansızlar ve canlılar arasındaki irtibatlar,

    - Yaratılma ve yaratma arasındaki perdeler,

    - Hastalık ve afiyet arasındaki sebepler,

    - Kulluk ve ona bağlı neticeler,

    - Tebligat ve hidayet arasındaki ilişkiler,

    - Ziraat, ticaret, sanat ve ibadetlerin, neticeleri ile münasebetlerinde hikmet esas olup, onun gereği olan sebepler, vesileler ve vasıtalar, işin mahiyeti icabı olacaktır ve vardır.

    Burada vasıtaların olması, hikmet açısından kudret ve izzeti ilahiyece lüzumlu olmakla beraber, Cenab-ı Hakk’ın birliği ve celali de bu vasıtaları müessiriyetten azletmektedir. Sadece ve sadece vesile olarak kalmasını, hikmet icap ettirmektedir.

    Demek ki vasıtalar, Allah’ın Hakim ismi iktizasınca yaratılışın bir esasıdır.

    İşte bu manadaki vasıtalar; mahiyeti icabı dinimizde de vardır ve gereklidir. Mesela:

    - Hidayetin vasıtası, peygamberlerdir.

    - Allah’ın peygamberlerine emirlerinin vasıtaları, meleklerdir.

    - Kelam-ı ezelinin vasıtaları, kitaplar ve suhuflardır.

    - Tecelliyatın ve tezahüratın vasıtaları, mucizeler ve sanatlardır.

    - Affın ve mükafatın vasıtası, ikramlar ve cennettir.

    - Kahrın ve cezanın vasıtası, hadler ve cehennemdir.

    - Ubudiyetin ve kulluğun vasıtası, ibadetlerdir.

    - Allah’a yaklaşmanın vasıtası ise, marifet ve takvadır.

    O halde; vasıtanın olmadığı hiçbir yer, durum ve zaman yoktur. Vasıtasız olan şeylerin idraki, anlaşılması ve münasebetleri bilinmez.

    Buraya kadar anlattıklarımızda önemli olan nokta şudur: Bu vasıtaların; sadece vesileden ileri geçmemesi, şeffaf ve nezih olması, hakikatleri perdelememesi ve örtmemesi, özellikle de, kul ile Allah arasındaki münasebete kuvvet vermesi ve kesmemesidir.

    Hakikatler ile muhatapları arasındaki, hikmet icabı olan vasıtalar; kesif olup irtibatı keser ise, o zaman hikmet ortadan kalkar ve mahsurlar meydana gelir. O vasıta, vasıta olma özelliğini kaybeder.

    Mesela; bir matematik kitabı ile, talebelerin arasına öğretmenlerin girmesi, talebe ile kitabı kaynaştırır. Muhabbeti artırır. İlme de kuvvet verir. Öğretmenler bu anlamda vasıta olarak bir yekun teşkil etmektedirler.

    Sanatkârlar; sanatlarla çıraklar arasında, maharetin intikalinde vasıtadırlar. Aksi halde sanatların ve maharetlerin nesli kesilir ve güdük kalır.

    Aynen öyle de maneviyat büyükleri de Allah ile kul arasında, kulun rabbi ile münasebetini teminde ve muhafazasında şeffaf vasıtadırlar. Bunların aradan çekilmesi kul ile Allah münasebetini bozar ve irtibatı keser.

    Ancak, vasıta olmak da kolay bir şey değildir. Bu işe ehil olmak ve erbabı olmak meselenin önemli noktasıdır. Yani matematik kitabı ile öğrenci arasına vasıta olarak, öğretmen girmelidir. Ancak bu, müzik öğretmeni olursa, o işten hayır gelmez.

    Hasta ile hastalık arasına hikmet icabı şeffaf vasıta olan doktor girmelidir. Ancak, doktor yerine mühendis girer ise, ölüm meleğine hizmetten başka bir şeye yaramaz.

    Nasıl ki göz ile eşya arasına, gözlükler giriyor. Kulak ile seslerin arasına duyma cihazları giriyor. Ve bunlar vasıta olarak, gözleri ve kulakları avam olanların, daha iyi görmesini ve işitmesini temin ediyor.

    Aynen öyle de, aklı ve kalbi avam olanların, hakikatlerle aralarına vasıflı ve ehil insanların girmeleri onların marifetlerini ve faziletlerini artırır ve inkişaf ettirir. Manevi hayatlar nizam ve intizam altına girer. Çünkü avam-ı nas çıplak hakikatleri göremezler ve idrak edemezler. Ancak vasıtalarla hakikatleri algılayabilirler.

    Kur’an-ı Kerim’deki teşbihler, temsiller ve alışıla gelmiş misaller ve örnekler; insanlar ile zorlanacakları hakikatler arasında bir çeşit numaralı gözlük ve dürbün gibi kutsi ve şeffaf vasıtalardır. Buna binaen vasıtayı inkÂr; hikmeti, yardımı, faydayı, nizamı, iyiliği ve maslahatı inkÂr ve yalanlama demektir. Fıtrata ve hakikate zıt bir davranıştır.

    Fakat her şeyin istisnası ve suistimali olduğu gibi; vasıtalar da zamanla deforme olmuş, yanlış kullanılmış ve çirkin örnekleri maalesef zamanımıza kadar gelmiştir. Bunların düzeltilmesi ve nizama sokulması veya tadil edilmesi icab ederken, vasıtalık müessesesini toptan ve kökten yıpratmak ve inkâr etmek vicdana sığmaz.

    Islahı mümkün iken, ifnasını tercih etmek azim bir hata olur.

    Demek ki vasıtalık; şeffaf cam gibi, hakikatle irtibatı sağlayan, münasebetleri nizam ve intizam altına alan bir tensib-i İlahî’dir.

    Her yerde olduğu gibi, dinimizde de vasıta vardır ve olacaktır. Ancak ruhbanlık tarzında kesif olan; ilgiyi, alakayı ve hürmeti sadece kendine hasredip, hakikatler ve Cenab-ı Hak ile münasebeti kıracak ve kesecek tarzda olan vasıtalar, bir nevi gizli şirktir. Bu anlamda vasıta, fıtratta ve yaratılışta olmadığı gibi, dinimizde de yoktur ve olamaz.

    İşte vasıtalara yukarıdaki değerlendirmeler açısından bakmak, bizleri hem fikir hem de muamelat açısından ifrat ve tefritten korur, bütün duygu ve düşüncelerimizi sırat-ı müstakim olan orta yola çeker, hayata istikamet, huzur ve saadet verir

    View Full
  • drkukla
    06.12.2020 - 7 monts ago

    "Hz. Peygamber'e hakkıyla uymanın en güzel yolu sünnet üzere yaşayan sâdâtları takip etmektir."

    Gavs-ı Sânî (k.s)

    View Full
  • reyyhani
    30.11.2020 - 7 monts ago
    View Full
  • aydnorhon-blog
    28.11.2020 - 7 monts ago

    ŞEFAAT VAR MI?

    ŞEFAAT VAR MI?

    İslam’a göre iki âlem vardır. Yaşadığımız dünya âlemi ve ebedi ahiret âlemi. Çoğu insanlar, O’nun rızasını kazanabilmek için salih ameliyle çaba göstermezler. Allah’a karşı sorumluluğunun bilinciyle cennete kavuşmanın yollarını aramazlar. Kolaya ve olmayan yola kaçıp, ümitlerini şefaate bağlarlar. Kur’an’a bütünlüğünde baktığımızda şefaat farklı inanç ve kültürlerden kaynaklanmıştır.   Bu çerçevede atalarımızdan ne duyduklarımızla, falanca hocanın, filanca zatın söylemleriyle dinimizi yaşamaya çalışmışız. Din adamlarının çoğu atalarından miras kalan dini sorgusuz sualsiz olduğu gibi aktarırlar. Mesela Sırat Köprüsü diye bir köprü anlatılır; İnsanlar öldükten sonra asırlarca dik rampa, asırlarda düz. Asırlarca dik aşağı kıldan ince kılıçtan keskin köprüden alta alevler eşliğinde geçecekler. İmtihan olacağımız yer sanki Dünya değil, Ahiret âlemi… Dünya’da Allah’ın mesajlarını hayatımıza taşıdık veya taşımadık. İmtihanı burada olduk. Ahirette karne alma zamanı gelmiştir. Artık her ümmet kendi Resul’ü ile gelecek. İmtihanı başarıp başarmadığı burada belli olacak. Karnenizi sağ elinizden aldınızsa kurtardınız. Soldan verilmişse yanmışsınız. Allah (cc) cümlemizi sağ tarafından verilenlerden eylesin. İsra 71. Ayet; Her insan-grubunu imamlarıyla çağıracağımız gün, artık kimin kitabı sağ eline verilirse, onlar kitaplarını okuyacaklar ve bir 'hurma çekirdeğindeki iplikçik kadar' bile haksızlığa uğratılmazlar. Rivayetlere göre dinimizi anladığımızda, cehenneme girmek imkânsız; Allah’tan bir parçayız bizi yakar mı diye düşünür. Yanmayacağımızı sanırız. Mübarek geceleri sabaha kadar ibadetle geçirdiğinizde, Son nefeste kelimeyi şahadet getirdiğinizde, Bol bol salavat getirdiğinizde, Hac, zaten malum anadan doğmuş gibi oluyorsunuz. Cehennem haram…

    Bu anlamda başörtüsü yüzünden okulu terk eden kızlarımız da cennette. Onları okuldan uzaklaştıran Dekan da. İşçinin hakkını yiyen patron da cennette, emeğinin karşılığını alamayan işçi de… Kısaca iyilik yapanla zulmeden arasında fark yok. Kimileri kestiği kurbandan dolayı sıratı geçer. Cesedi çok büyük olacağına inanan, inandıran kişi;  “Allah’ım beni cehenneme at. Benden sonrasına cehennemde yer kalmasın.” Diyerek.  Diğerlerinin cennete girmelerine vesile olacak. Bazıları cübbelerinin altına adamları dolduracak, sıratı geçince eteklerini silkeleyecek ve oradakiler patır patır dükülecek. Yunus 18. Ayet; Allah'ı bırakıp kendilerine zarar vermeyecek ve yararları dokunmayacak şeylere kulluk ederler ve: 'Bunlar Allah katında bizim şefaatçilerimizdir' derler. De ki: 'Siz, Allah'a, göklerde ve yerde bilmediği bir şey mi haber veriyorsunuz? O, sizin şirk koştuklarınızdan uzak ve yücedir.' Suda boğulan, akrep, yılan sokan, yangında yananlar, doğururken ölen şehit, kandil gecelerini ibadetle geçirenler, depremde ölenler cennetlik.  Kalanlar da salavat getirmişse, Hz Muhammed’in şefaatiyle cennetteler. Ankaf 9. Ayet; De ki: 'Ben elçilerden bir türedi değilim, bana ve size ne yapılacağını da bilemiyorum. Ben, yalnızca bana vahyedilmekte olana uyuyorum ve ben, apaçık bir uyarıcıdan başkası değilim.' Müşriklere benzer şekilde Allah katında şefaatçiler olduğunu iddia ederler.  Bu Allah’a yalan isnat etmekten başka bir şey değildir.   Geçmişte anane ve hurafeleri kendine din edinmişlerdi.  Günümüz de ki toplumumuzda da aynen mevcuttur. Bu toplumdaki insanlar Allah’ı yanlış bir şekilde tanımaktadırlar. İslam’ın iman ve salih amelden oluştuğu gerçeğini göz ardı etmektedirler. Salih amel ifa etmeden aracılar ve referanslarla hesap gününü atlatmayı düşünmektedirler. Ahirette Resulullah “Ey Allah’ın Resulü beni yalnız bırakma. Benim işimi gör” diyeceğine inananın beklentisi nedir? Allah’tan kaçıp Nebi’ye sığınmak, onun kendini Allah’tan daha iyi tanıyacağına ve Allah’tan daha merhametli, olduğuna ve onu Allah’tan kurtarmaya gücünün yettiğine inanmak değil midir? Bu inanç Nebiyi, Allah’ın yanında güçlü bir tanrı saymak değil midir? Bakınız Allah (c.c.) Nebi Muhammed’e (sav) ne diyor; Zümer 19. Ayet; Azab sözü kendisi üzerinde hak olmuş kimse mi (onlarla bir tutulur)? Ateşte olanı artık sen mi kurtaracaksın? Kur’an’a temiz yaklaşmak çok önemlidir. Mezheplerden, gruplardan arınmış, gelenekleri terk etmiş, Tertemiz bir Müslüman olarak Kur’an’a yaklaşmalıyız. Kur’an’la geçen an, Kur’an’sız geçen bir ömürden daha hayırlıdır…

    Kutsal Kitapta; Kayansus 7-8. Maddede Baba oğlu İsa’yı sağına oturttu. Bizimkiler de Muhammed’i (sav) yarıştırmak adına, Hristiyanlar gibi “Makam-ı Mahmud” oluşturmuşlar. Allah’ın sağ tarafında Muhammed’i oturtmuşlardır. Benim Elçi’m, senin Elçi’n de üstün. En azında aşağı değil. Acı gerçek Elçileri yarıştırılıyorlar. Bakara 285. Ayet: “…………….. 'O'nun elçileri arasında hiç birini (diğerinden) ayırdetmeyiz……………. “

    Ne kadar salavat getirirsek “Makam-ı Mahmut” o kadar genişleyecek. O genişleyince dolayısıyla cennet de genişleyecek. Getirmiş olduğunuz salavatlar hürmetine cennet ehilleri de bereketlenecek. Allah kader anlayışını kaldırmış olmasına rağmen geri getirmişiz.

    Şefaat kavramı ilk defa Kur’an’da geçen bir kavram değildir. Cahiliye toplumunda çok iyi bilinen ve kullanılan bir kavramdı. Müşrikler kendi elleriyle yaptıkları putları, Allah’a yaklaştırıcı olarak görüyorlardı. Zümer 3. Ayet; Haberin olsun; halis (katıksız) olan din yalnızca Allah'ındır. O'ndan başka veliler edinenler (şöyle derler:) 'Biz, bunlara bizi Allah'a daha fazla yaklaştırsınlar diye ibadet ediyoruz.' Elbette Allah, kendi aralarında hakkında ihtilaf ettikleri şeylerden hüküm verecektir. Gerçekten Allah, yalancı, kâfir olan kimseyi hidayete erdirmez.

    Namazın her rekâtında tekrar ettiğimiz ayeti hatırlayalım. Fatiha 5. Ayet; …….Biz yalnızca Sana ibadet eder ve yalnızca Sen'den yardım dileriz. ………….

    Mekkeli müşriklerin ana derdi şefaatti.  Müşrik olmalarına önemli etken şefaat beklentileriydi. Günümüzde şefaatçinin adı Lat, Menat, Uzla, Hubel olunca şirk oluyor. Hz. Muhammed olunca ehli sünnet inancı oluyor. Yalnız Hz Muhammet’le de bitmiyor. Elçi, gavs, kutup, Şeyh, evliya, hafız, şehitler, ölmüş bebekler v.b. çoğaltmak mümkün. İsimler değişse de mantık aynı. Kuranda şefaatle ilgili bir anlatımı bulamazsınız. Kur’an da geçen şefaatle ilgili 26 Ayetin 22 sinin Mekke de nazil olması bile manidardır. Kur’an bütün bu ayetlerle şefaati kaldırmayı çalışmaktadır. Şuara 100 -101. Ayet: “Artık bizim için ne bir şefaatçi var,” “Ne de candan-yakın bir dost.” Bizler de sünnet namazı kılarak Hz. Muhammed’in şefaatinden beklentiye giriyoruz. Allah’tan başkasına ibadet edilmez! Mekke’li Müşrikler Allah’a inancı olan insanlardı. Allah’a ortak koşarak inanırlardı; Zümer 38. Ayet; Andolsun, onlara: 'Gökleri ve yeri kim yarattı?' diye soracak olsan, elbette 'Allah' diyecekler. De ki: 'Gördünüz mü-haber verin; Allah'tan başka taptıklarınız, eğer Allah bana bir zarar dileyecek olsa, zararını kaldırabilirler mi? Ya da bana bir rahmet vermeyi istese, rahmetini tutup-önleyebilecekler mi' De ki: 'Allah, bana yeter. Tevekkül edecek olanlar, O'na tevekkül etsinler.'

    Allah’ın yanında şefaatçi edinirler, Fakat bunların yetkileri yoktur. Allah’ın tek şefaatçi olması müşrikleri huzursuz yapar. Zümer 43, 44, 45. Ayet; Yoksa Allah'tan başka şefaat ediciler mi edindiler? De ki: 'Ya onlar, hiç bir şeye malik değillerse ve akıl da erdiremiyorlarsa?' De ki: 'Şefaatin tümü Allah'ındır. Göklerin ve yerin mülkü O'nundur. Sonra O'na döndürüleceksiniz.' Sadece Allah anıldığı zaman, ahirete inanmayanların kalbi öfkeyle kabarır. Oysa O'ndan başkaları anıldığında hemen sevince kapılırlar. Mekkeli müşriklerden farkımız var mı? Hz. Muhammed (sav) kaderciliği ve şefaati kaldırmak için gelmesine rağmen, ölümünden bir iki asır sonra eskiye dönüş başladı.

    Şefaat; Aracı olmak, müdahale etmek anlamındadır. Arapça bir kelimedir. Günü kurtarmak veya bir yarar sağlamak maksadıyla bir büyüğünün nezdinde Suçlunun suçunu affedilmesi talebinde bulunmaktır. Günümüzde buna torpil diyebiliriz. Geleneksel kültürde şefaat; cehennemde veya hesap gününde bulunan kişilerin, hesap bu sıkıntıdan kurtulmaları için Allah’ın sevgili kullarının onlar için aracılık etmeleridir.

    Yargı günü yönetimde Allah’tan başka hiçbir kimse yoktur. O gün dünyada ektiklerimizin biçim zamanıdır. Haksızlık, torpil yok. Kimin nasıl birisi olduğunu yalnız Allah bilir. O gün Allah’ın haricinde hiç kimse söz söyleyemez. Mümin 16 - 20. Ayet; O gün, orta yere çıkarlar. Onlardan hiç bir şey Allah'a karşı gizli kalmaz. (Allah sorar:) 'Bugün mülk kimindir? Bir olan, Kahhar olan Allah'ındır.' Bugün her bir nefis, kendi kazandığıyla karşılık görür. Bugün zulüm yoktur. Şüphesiz Allah, hesabı seri görendir. Onları, yaklaşmakta olan güne karşı uyar; o zaman yürekler gırtlaklara dayanır, yutkunur dururlar. Zalimler için ne koruyucu bir dost, ne sözü yerine getirebilir bir şefaatçi vardır. (Allah,) Gözlerin hainliklerini ve göğüslerin sakladıklarını bilir. Allah hak ile hükmeder. Oysa O'nu bırakıp taptıkları hiç bir şeye hükmedemezler. Şüphesiz Allah işitendir, görendir.

    Karnında necaset taşıyan bir varlığı bir şey zannedip ondan medet ummak ne kadar acıdır. Kula kulluk kadar aşağılayıcı bir şey olabilir mi?  Dinimiz bundan dolayı geri vitese takmış gidiyor. En büyük sebep bu insanların ilahlaştırılmasıdır. Genellikle Allah’tan ümidini kesmiş kimseler şefaat peşinde koşarlar.

    Günümüzde veliler uçuyor kaçıyor. Kabe’ye gidip namaz kılıp namazdan sonra geri dönüyorlar. Uydu aracının cıvatalarını gevşetiyorlar. Sözde her şeyi yapıyorlar. Madem böyle, Suriye’de misket bombalarıyla perişan olan çocuklara neden çare bulamıyorlar!

    Ben sizin gibi bir insanım size ne fayda ne de zarar veremem diyen Muhammed’e (sav) 13000 adet mucize isnat edilmektedir. Üzülerek söylüyorum; İnsanlarımız yeterince Kur’an’ı bilgilere sahip değil. Biz Kur’an’ı çoktan terk etmişiz. Hristiyan ve Yahudilerden alıntılarla (rivayetlerle) dinimizi ikam ediyoruz. Kur’an’da; “Ey hoca efendiler” demiyor. “Ey şeyhler” demiyor. “Ey imam hatipliler” demiyor. “Ey ilahiyatçılar” da demiyor. Ne diyor; “EY İMAN EDENLER” diyor. Kur’an her birey için inmiştir. Kur’an insanlığın kullanma kılavuzudur. Elektronik cihaz aldığımız zaman kullanma kılavuzunu bildiğimiz dilde okuruz. Diğerlerini bilmediğimiz için bakar geçeriz. Eğer okumazsak yanlış bir hareketle cihazı yakarız. Bozarız. Biz beynimizi yakmışız ve haberimiz yok. Hayatımızın en önemli kararı başkalarının elinde. Ya bize dinimiz yanlış anlatılıyorsa? Ebedi cehenneme hazır ve nazırız. Evladına bile umumi vekâlet verirken kısa da olsa düşünen bizler, Ebedi hayat olan Ahiret hayatını hiçe saymışız. Kur’an’ı anladığımız dinde okumadıkça da bu yanlışlık sürer gider. Son pişmanlıkta fayda etmez.

    Hadi bir an şefaat var diyelim. Bir ümmete şefaat uygulanacak. Diğer ümmete uygulanmayacak. Kimse kendi ümmetini seçerek gelmedi. Her toplumun bir elçisi olmuştur. Hiçbir elçi de “Ben sizi Allah’ın elinden kurtarırım,  Allah’ın yanında şefaat sahibiyim.” Dememiştir. Şefaat edebilecek kişinin cennete gideceği kesinlenmiş olmalı. Hâlbuki Muhammed’e (sav) “kendisine bile ne yapılacağını bilmediğini” söylemesi emrediliyor. Kendine bile ne yapılacağını bilmeyen birisi, “Ben din gününde şefaat hakkına sahibim” der mi! Tevbe haşa; Cehenneme atan mı güçlüdür. Yoksa onu cehennemden çıkartan mı? Allah’tan başka hiçbir ilah, dengi, ortağı, yardımcı (şefaatçi) yoktur. Yargı gününde istisnasız, iltimassız aracılığın (şefaatin) kabul edilmeyeceği bir gün. Kimsenin kimseye faydası yok. Fidye yok. Rüşvet yok. Adam kayırma yok. Tek olan şey hakkaniyet, adalet. O gün yalnız sen ve getirdiklerin var.  O gün gelmeden önce kişinin kendisine yarar sağlayacağı davranışlarda bulunmamız. Salih amellerle Allah’ın rızasını kazanmamız gerekiyor. Bakara 123. Ayet; Hiç kimsenin hiç kimse adına bir şey ödeyemeyeceği, hiç kimseden fidye alınmayacağı ve hiç kimsenin şefaatinin kabul edilmeyeceği ve yardım görülmeyeceği bir günden sakının. Bakara 254. Ayet; Ey iman edenler, hiç bir alış-verişin, hiç bir dostluğun ve hiç bir şefaatin olmadığı gün gelmezden evvel, size rızık olarak verdiklerimizden infak edin. Kâfirler... Onlar zulmedenlerdir Allah’tan başkasının yardım edeceğine inanmak o kişiye kulluk etmektir. (Fatiha 5. Ayet) Şefaatçi olduklarını iddia edenlerin kendilerine bile faydaları yoktur. Allah’ın yanında şefaatçi edinenler yanlış yaptıklarının farkında bile değildirler. Şefaatçi edinmek kendisi gibi kul olanları Allah’la eş tutmaktır. Çoğunluk Allah’ın bize yardım edecek tek varlık olduğuna inanmayacak. Şuara 92 – 103. Ayet; Ve onlara: 'Tapmakta olduklarınız nerede?' denilir; 'Allah'ın dışında olan (ilah)lar; size yardımları dokunuyor mu veya kendilerine yardımları oluyor mu? Artık onlar ve azgınlar içine dökülmüşlerdir. Ve İblis'in bütün orduları da. Orada birbirleriyle çekişip tartışarak derler ki: 'Andolsun Allah'a, biz gerçekten apaçık bir sapıklık içindeymişiz,' 'Çünkü sizi (yalancı olanları) alemlerin Rabbiyle eşit tutuyorduk. 'Bizi suçlu-günahkarlardan başka saptıran olmadı.' 'Artık bizim için ne bir şefaatçi var,' 'Ne de candan-yakın bir dost.' 'Bizim bir kere daha (dünyaya dönüşümüz mümkün) olsaydı da iman edenlerden olabilseydik.' Gerçekten, bunda bir ayet vardır, ama onların çoğu iman etmiş değildirler. Herhangi bir şefaatçi edinmek, Allah’ın göklerde ve yerde bilmediği şeyler olduğunu iddia etmek anlamına gelir. Elçiler kendilerine ne yarar ne de zarar verebilirler. Kendilerine yarar ve zarar veremeyen biri olarak Kur’an’da tanımlanan kişi, nasıl günah sahiplerini bağışlayabilir.

    Aşağıda iki tane rivayet (hadis) paylaşıyorum. Allah’ın cehenneme attığını Nebi Muhammed çıkartıyor.  Tevbe haşa hangisi daha büyük. Atan mı, çıkartan mı?  Buna siz karar verin. Bu rivayetlere inanmak şirk değil midir? Bu rivayet Sevgili Muhammed’imize (sav) yapılmış çok büyük bir iftiradır. Okuyalım. Resurullah: “Şefaatim ümmetimden büyük günah sahibi kimselerdir.” Buyurdu. Tirmizi, şu ziyadeyi kaydeder: Hz Cabir (radıyallahu anh) dedi ki: “Kebair (büyük günah) ehli olmayanın şefaate ne ihtiyacı var” Ebu Davut 4739 Tirmizi İbnuMace, Zühd 37, 4310)

    Muhammed’in (sav) ölümünden sonra şefaat yoluyla ümmetine bir faydası olamaz. Buna inanmak O’na kulluk etmek. Allah’a (cc) şirk koşmak anlamına gelir. Cin 21, 22. Ayet; De ki: 'Doğrusu ben, sizin için ne bir zarar, ne de bir yarar (irşad) sağlayabilirim.' De ki: 'Muhakkak beni Allah'tan (cc)  (gelebilecek bir azaba karşı) hiç kimse asla kurtaramaz ve O'nun dışında asla bir sığınak da bulamam.' Bakara 48. Ayet; Ve hiç kimsenin, hiç kimse adına bir şey ödemeyeceği, hiç kimsenin şefaatinin kabul edilmeyeceği, hiç kimseden bir fidye alınmayacağı ve yardım görülmeyeceği bir günden sakının. Kur’an, İnmeye başladığı ilk yıllardan itibaren şirkle kavga halinde olmuştur. Kur’an’ı bir bütün halinde düşündüğümüzde refakatçiliği şirk olarak ele almıştır.  Kur’an Müşrik toplumun Allah’ı inkâr etmediklerini, kendilerini yaratanın, gökleri ve yeri yaratanın, rızık verenin Allah olduğuna inanırlar. Kur’an’da öldükten sonra diriltenin de Allah olduğuna inandıklarını görürüz.

    Şefaatçi kim olursa olsun, Kur’an’a göre hesap günü herkes tek başınadır. Şefaat edecek diye düşünülen şahısla ilişkileri tümüyle kesilmiş olacaktır. Eğer şefaat istenen kişi Salih amel işlemiş ise bağını kesip ebedi cennete, yok zulmedenlerden ise ebedi cehenneme yol alacaktır.

    Hz. Nuh oğlu için bağışlama istemesine karşılık, O’nun erdemli davranmadığı için affının mümkün olmadığı şeklinde cevaplanıyor. Allah’ın Nebisi oğlu için bile şefaat edemiyorsa başka kimin için yardımda bulunabilir. Allah (cc) Hz. Nuh’u “Cahillerden olma!” diye azarlıyor. Hud 45,46. Ayet; Nuh, Rabbine seslendi. Dedi ki: 'Rabbim, şüphesiz benim oğlum ailemdendir ve senin va'din de doğrusu haktır. Sen hakimlerin hakimisin.' Dedi ki: 'Ey Nuh, kesinlikle o senin ailenden değildir. Çünkü o, salih olmayan bir iş (yapmıştır). Öyleyse hakkında bilgin olmayan şeyi benden isteme. Gerçekten cahillerden olmayasın diye sana öğüt veriyorum.' Hz. Nuh’un (as) oğlunun zulmeden, şirk koşan, inkârcı olduğuna dair tek bir ayet yok. Bu tür örnekleri çoğaltabiliriz.   Hz. İbrahim (as) Çok sevdiği babasına Allah’ın bağışlaması için dua ediyor. Yaptığı duanın boşuna olduğunu sonunda anlıyor. Tevbe 114; İbrahim'in babası için bağışlanma dilemesi, yalnızca ona verdiği bir söz dolayısıyla idi. Kendisine, onun gerçekten Allah'a düşman olduğu açıklanınca ondan uzaklaştı. Doğrusu İbrahim, çok duygulu, yumuşak huyluydu. Hud 76; 'Ey İbrahim, bundan vazgeç. Çünkü gerçek şu ki, Rabbinin emri gelmiştir ve gerçekten onlara geri çevrilmeyecek bir azab gelmiştir.'

    Şefaatçi olacaklarını iddia eden kişiler, şefaat edecekleri şahısları hesap günü yapayalnız bırakacaklardır. Kimin babası, kimin oğlu, kimin eşi olduğunun hiçbir anlamı yok. Bu durumun tersi; Firavun’un eşi olmanın da ona bir zararı da dokunmaz. Tahrim 10, 11. Ayet; Allah, inkâr edenlere, Nuh'un eşini ve Lut'un eşini örnek verdi. İkisi de, kullarımızdan salih olan iki kulumuzun nikahları altındaydı; ancak onlara ihanet ettiler. Bundan dolayı, (kocaları) kendilerine Allah'tan gelen hiç bir şeyle yarar sağlamadılar. İkisine de: 'Ateşe diğer girenlerle birlikte girin' denildi. Allah, iman edenlere de Firavun'un karısını örnek verdi. Hani demişti ki: 'Rabbim bana kendi katında, cennette bir ev yap; beni Firavun'dan ve yaptıklarından kurtar ve beni o zalimler topluluğundan da kurtar.'

    Hz. Lut (as) Kendi eşini bile kurtaramıyor. Ankebut 32. Ayet; Dedi ki: 'Onun içinde Lut da vardır.' Dediler ki: 'Onun içinde kimin olduğunu biz daha iyi biliriz. Kendi karısı dışında, onu ve ailesini muhakkak kurtaracağız. O (karısı) arkada kalacak olanlardandır.' Hud 81. Ayet; (Elçiler) Dediler ki: 'Ey Lut, biz Rabbinin elçileriyiz. Onlar sana kesin olarak ulaşamazlar. Gecenin bir parçasında ailenle birlikte yürü (yola çık). Sakın, hiç biriniz dönüp arkasına bakmasın; fakat karın başka. Çünkü onlara isabet edecek olan (azap), ona da isabet edecektir. Onlara va'dolunan (azab) sabah vaktidir. Sabah yakın değil mi?'

    Maalesef ele avuca sığmayan Kur’an’a ters düşen rivayetleri alıyorlar. Bu rivayetlerle şefaatin oluşunu açıklayanlar aşağıda ki hadisleri de görmezden geliyorlar. Ey Fatıma! Allah katında kabul edilen ibadetler yap. Çünkü kıyamet gününde ben de seni Allah’ın azabından kurtaramam.” ( Müslim 31- İman 384) “Ey Kureyş topluluğu! Kendinizi kurtarmaya bakın; Allah’ın yanında size bir faydam olmaz. Ey Abdumenaf oğulları! Allah’ın yanında size faydam olmaz. (Amcam) Abdulmuttalib oğlu Abbâs! Allah’ın yanında sana faydam olmaz. (Halam) Safiyye! Allah’ın yanında sana faydam olmaz. Ey kızım Fatma! Benim malımdan dilediğini iste. Ama Allah’ın yanında sana faydam olmaz.” dedi.” (Buhârî, Vesâyâ, 11)

    Önemli olan kişinin erdemli olmasıdır. Kimse kimsenin yüzü suyu hürmetine bağışlanmaz. İnşikak 25. Ayet; Ancak iman edip salih amellerde bulunanlar başka; onlar için kesintisiz bir ecir (mükafaat) vardır. Bazı kişiler bilmediği ve tanımadığı kişilere şefaat edeceğinin sözünü verir. Bu, elçilerinin kendi yakınlarına bile bir kurtuluş sağlamayacağını söyleyen Kur’an ayetleriyle çelişir. Eğer şefaat gibi bir torpille bazı insanlar kayırılıcaksa bu apaçık bir haksızlık olmaz mı? Hurma çekirdeğinin zarı, hardal tanesi kadar haksızlık yapılmayacak diyen Allah’a (cc) iftira değil mi? Allah’tan başka ne şefaatçi vardır, ne de hüküm koyucu. Hüküm Allah’ındır. Allah (cc)  “O gün hardal tanesinin ağırlığı kadar dahi haksızlık yapılmayacak .” Nisa 77. Ayet ………… De ki: 'Dünyanın metaı azdır, ahiret, ise muttakiler için daha hayırlıdır ve siz 'bir hurma çekirdeğindeki ip-ince bir iplik kadar' bile haksızlığa uğratılmayacaksınız.' Enbiya 47. Ayet; Biz ise, kıyamet gününe ait duyarlı teraziler koyarız da artık, hiç bir nefis hiç bir şeyle haksızlığa uğramaz. Bir hardal tanesi bile olsa ona (teraziye) getiririz. Hesap görücüler olarak biz yeteriz.

    Allah (cc) Muhammed’e (sav) “hak etmemiş kişilere istediğin kadar bağışlama dile. Nankörler, fa sıklar bağışlanmaz. “ Diyor. Muhammed’in bağışlamasını geri çeviriyor. Buradan şunu çıkartmak zor değil. “Dünya’da ekmeden Ahirette biçilmez. Ahirette bağışlama mercii yok!) Tevbe 80. Ayet; Sen, onlar için ister bağışlanma dile, istersen dileme. Onlar için yetmiş kere bağışlanma dilesen de, Allah onları kesinlikle bağışlamaz. Bu, gerçekten onların Allah'a ve elçisine (karşı) nankörlük etmeleri dolayısıyladır. Allah fasıklar topluluğuna hidayet vermez. Kıyamet günü iyi veya kötü yaptıklarımız bizimle birlikte gidecek. Herkesin kitabında ne yazıyorsa onun sonucuna katlanmak ona boyun eğmek zorunda kalacağız. İsra 13. Ayet; Biz, her insanın kuşunu (işlediklerini, yaptıklarını) kendi boynuna doladık, kıyamet gününde onun için açılmış olarak önüne konacak bir kitap çıkarırız. Her günah işleyenin kafir olacağını söylemek yanlıştır. Ne kadar günah işlerse işlesin, kişilerin yine de mü’min kalacağını ve eninde sonunda cezadan kurtulacağını söylemek de  o kadar yanlıştır. Bunun hiçbir garantisi yoktur. Küçük günahlar üzerinde ısrar etmenin bile büyük günah doğuracağını, cehenneme götürebileceği unutulmak gerekir. Koştukları ortaklarından kendilerine şefaat eden hiç kimseyi bulamazlar. Ortakları onlara şefaat sözü vermediklerini söylerler.   Rum 13. Ayet; (Allah'a eş koştukları) Ortaklarından kendilerine şefaatçi olan yoktur; onlar, ortaklarını inkar ediyorlar. Enam  94. Ayet; Andolsun, sizi ilk defa yarattığımız gibi (bugün de) 'teker teker, yapayalnız ve yalın (bir tarzda)' bize geldiniz ve size lutfettiklerimizi arkanızda bıraktınız. İçinizden, gerçekten ortaklar olduklarını sandığınız şefaatçilerinizi şimdi yanınızda görmüyoruz. Andolsun, aranızdaki (bağlar) parçalanıp-koparılmıştır ve haklarında zanlar besledikleriniz sizlerden uzaklaşmıştır.

    Hiçbir şekilde haksızlık yapılmayacaksa ki hakkaniyet budur, Dünya kadar şefaatçi neyin nesi. Amel defteri küfür, şirk, fiks, fücur dolu olan bir kişiye Allah (cc) şefaat eder mi? Tabii ki isterse eder. Ancak sünnetine (yasasına) ters düşer. Allah (cc)  ancak Salih amel işleyen, muttaki, erdemli kişilere şefaat eder. Hak edene şefaat eder. Ayetlere baktığımızda açıkça görmekteyiz ki, ayrıcalıklı bir kişi, sınıf ve zümre bulunmamaktadır. O’ndan başka dost ve yardımcı gibi bir algı kesinlikle kabul edilmemektedir.

    Kur’an bütünlüğünde düşündüğümüzde; Erdemli, muttaki olan Salih davranışta bulunanların amelleri şefaati belirleyecektir. Şefaatin tek sahibi Allah’ta (cc)  kişilerin ameline göre şefaatte bulunacaktır. Her şeye rağmen bir şefaatçi arıyorsanız o şefaatçi kendi amelinizdir. Doğrularım Allah’a, yanlışlarım bana aittir.   Aydın ORHON

    View Full
  • olmakihtimali
    05.09.2020 - 10 monts ago

    "Herkesten vefa beklerken, vefasız olmayın.."

    | Gavs-î Sani Hz. (k.s)

    View Full
  • menittebeazzikra
    17.08.2020 - 11 monts ago
    View Full
  • menittebeazzikra
    17.08.2020 - 11 monts ago
    View Full
  • derdiderun
    05.08.2020 - 11 monts ago
    View Full
  • uveysderler
    16.06.2020 - 1 year ago

    Yemek Rabıtası mutlaka okuyun !!!!!

    *

    Yemekten önce 3 ihlas 1 fatiha okuyup Peygamberimize (s.a.v), mürşidimize (k.s.), sadatlara (k.s.) hediye ederiz. Sanki mürşidimizde sofrada oturuyor.

    1 dakika kadar düşünürüz yemeğe başlarız. Yalnız yerken de kardeşler, her zaman kendiniz ve çocuklarınız evinizde daima talim edin.

    Her lokmayı alırken içinden kalbinden Allah diye zikrederek yemeye çalışsın. Yemeğin usulü adabı budur. Her lokmada kalben zikreder. Böyle olursa buyurdu Gavs Hz. sohbetinde bize, bu her lokmada Allah'ı zikreden kimsenin yediği lokmalardan hasıl olan kan vücutta dolaştıkça bu kan vücutta devamlı Allah'ı zikreder, her bir zerresi Allah'ı zikreder, onun haberi de olmaz kendisinin. Kendi de onu duymaz.

    Biz eşyanın zikrini duymuyoruz. Onun için bizim vazifemiz her yediğimizi zikirlen yemek. Yemek rabıtası... Mesela lokantada oturmuş yemek yiyor yahut kahvehanede oturmuş çay içiyor gene öyle. Hepsini o zikirlen rabıtaylan yemek lazım. Böyle yenirse çektiğimiz tesbihin faydası çok fazla oluyor. Çok tez zamanda bizi değiştirir, tedavi edebilir.

    Doktor ilaç verirken hastaya, perhizini yapmazsa hasta nasıl tedavisi uzarsa bu da onun gibi. Bi taraftan tesbih çekip bi taraftan da yemeğinde içmeğinde arkadaşında rabıtaya riayet etmezse işi uzar. Ha, hepsi bu.

    |Dr. Ahmed Çağıl

    View Full
  • horozmehmetemin
    12.06.2020 - 1 year ago

    BİZİM TARİKATIMIZ

    "Tarikat-i Muhammediyye'dir."Yani "Hz. Muhammed'in yoludur."

    Bizim Tarikatımızın özellikleri !..

    --- Bizim bir mürşidimiz var.

    --- Ama bizim mürşidimiz "diğer mürşidler gibi" olağanüstü özelliklere sahip değil.

    --- O, Tıpkı bizim gibi bir beşer (Kehf 110).

    --- O, bizim gibi yemek yer, bizim gibi çarşı pazar dolaşır (Furkan 7)

    --- O, Gaybı bilmez(En’am 50)

    --- O, İnsanların kalbinden geçeni okuyamaz (Tevbe 101, Münafikun 4)

    --- O, Ahirette bize torpil yapamaz.

    --- O, bizi azap meleklerinin elinden kurtaramaz (A’raf 188, Cin 21-23).

    --- O, ahirette bize ve kendisine ne yapılacağını bile bilmez. (Ahkaf 9)

    --- O, Ölülere işittiremez, kabirdekilerle sohbet edemez (Rum 92, Fatır 22)

    --- O, Eceli gelince ölümünü erteleyemez (Zümer 30)

    --- O, Azraili geri gönderemediği gibi, kimseyi de çarpamaz (Cin 21)

    --- O, Allah’ın dilemesi dışında bize de kendisine de bir fayda sağlayamaz (A’raf 188).

    --- O, değil bize geleni, kendisine gelen zararı bile savamaz. (Cin 21).

    --- O havada uçamaz, denizde yürüyemez, aynı anda birkaç yerde görünemez, ölüleri diriltemez.

    --- Bizim mürşidimizin böyle mucizeleri kerametleri yoktur

    (İsra 59, Ankebut 50-51).

    --- O’nun silsilesi, İsa, Musa, İbrahim (as) gibi nebilerden Adem (as)’a kadar uzanır.

    --- Ama O’nun Allah’tan başka "gavs, kutub vs gibi" sığınacağı kimsesi yoktur (Cin 22).

    --- O, darda kalınca da normalde de yalnızca Allah'tan yardım ister (Fatiha 3, Cin 20).

    --- O’nun Allah’tan başka yardım isteyecek kimsesi yoktur.

    --- Üstelik O "diğer mürşidler gibi" günahsız !.. değildir.

    --- Öyle ya da böyle bazı günahları olmuş ve bunlar için Allah’tan af dilenmiştir (Mu’min 55, Muhammed 19)

    --- Bu günahlarının affedilmesi için "araya koyabileceği" kimsesi de yoktur.

    --- Bu yüzden direkt ve yalnızca Allah’tan af dilenmiştir (Fussilet 6).

    --- Bizim mürşidimiz diğerleri gibi değil, Oldukça mütevazidir (Furkan 63).

    --- O bize asla efendilik taslamaz.

    --- Bizim sıkıntıya düşmemizi istemez.

    --- Bize karşı çok merhametli ve yumuşak huyludur (Al-i İmran 159, Tevbe 128).

    --- Biz Her sorunumuzu O’na götürebiliriz.

    --- Erkek veya kadın dileyen herkes O’nunla görüşebilir.

    --- Ve hatta tartışabilir bile (Mücadele 1-12)

    --- O, Allah’ın hüküm koymadığı hususlarda arkadaşlarıyla istişare eder ve de çoğunluğun kararına uyar (Al-i İmran 159)

    --- O asla ”benim dediğimi yapmak zorundasınız” demez. O’nun ”ğassalin önündeki meyyit gibi ona teslim olacaksınız” diye telkinlerde bulunan müritleri de yoktur.

    --- Konuşmaları kapalı ve gizemli değil, herkesin anlayabileceği şekilde ve apaçıktır (Ankebut 50, Mülk 26).

    --- O, arkadaşlarını kendi evinde ağırlar. (Ahzab 53)

    --- O, Onlara ikramda bulunur.

    --- O, rahatsız olduğu halde, ikramdan sonra koyu sohbete dalarak gereğinden fazla kalan arkadaşlarını ikaz edemeyecek kadar naiftir.

    --- O’nun, misafirlerine ‘efendi hazretleri artık istirahata çekilecek, buyurun’ diyerek kapıyı gösterecek ‘adamları’ da yoktur.

    --- Dolayısıyla bizler de bu olanları "o akşam mübarek evlerinde şöyle şöyle haller zuhur etti diyerek anlatan müritlerinden değil" O’nun hallerini Allah’tan öğreniriz (Ahzab 53).

    --- İşte bizim mürşidimiz böyle bir beşerdir.

    --- O’nun türlü türlü mucizeleri yoktur (İsra 53, Ankebut 50)

    --- Ama O’nun öyle bir Kitabı vardır ki, o Kitabı Onu âlemlere rahmet yapmıştır (Enbiya 107).

    --- Kuran O’nun yegane ve en büyük mucizesidir (Ankebut 50, 51; İsra 59),

    --- Bizim mürşidimiz Muhammed (s.a.v.)’ da bu Kuran’ı bize getiren Elçidir; Allah’ın kulu (İsra1, Furkan 1)

    --- O, Nebi-Resul Muhammed (Mü’minun 40)

    --- O, Kuranı Allah’tan alıp, bize tebliğ edendir. (Maide 92, Nur 54)

    --- O, bizi Kuran ile uyarandı (En’am 19)

    --- O, Kuran ile hüküm veren (Nisa 105)

    --- O, aramızdaki ihtilafları Kuran ile çözen (Nahl 64)

    --- O, insanlığı Kuran ile karanlıklardan aydınlığa çıkarandır (İbrahim 2)

    --- O, "başka bir şeye değil" yalnızca Kuran’a uydu (En’am 50, Araf 203)

    --- Çünkü O, Kuran’dan başka bir Kitap bilmiyordu (Şura 52)

    --- O’nun bütün bilgi (ders) kaynağı Kuran’dı (En’am 105)

    --- O, bize öğrettiği her şeyi Kuran ile öğretti (Bakara 151)

    --- Bize ders/vird/zikir olarak sadece Kuran’ı öğütledi.

    --- Çünkü kendisi için de bizim için de yegâne öğüt/zikir "ahirette hepimizin hesaba çekileceği tek kitap olan" Kurandı; Sen, sana vahyedilen (Kuran’a) sımsıkı sarıl. Çünkü sen doğru yol (sırat-ı müstakim) üzerindesin. Ve şüphesiz ki o (sana vahyedilen Kuran) hem senin için hem de kavmin için bir öğüttür. Ve hepiniz ileride ondan sorumlu tutulacaksınız (Zuhruf 43-44)

    --- İşte Rabbimizin ‘sırat-ı mustakim’ dediği "Tarikat-ı Muhammediye" budur…

    .

    Prof. Dr. Ali KöseHAYATTA EN HAKIKI MÜRŞİT İLİMDİR.

    Kimileri bu sözün Hz. Ali'ye ait olduğunu kimileri de Atatürk'e ait olduğunu söylüyor. Söz kimin bilmem ama çok sevdiğim bu sözün altına izin verseler ben de imzamı atarım..

    İlim ve bilim kelimeleri günümüz terminolojisinde anlam ayrılığına uğratılmıştır. Kasıtlı bir müdahalenin sonucu olarak ilim kelimesi dini ilimler için bilim kelimesi ise fenni ilimler için kullanılmaktadır. Kur'an, Hadis gibi ilimler "ilim", Kimya, Biyoloji gibi ilimler "bilim" kelimesi ile kategorize edilmektedir. İlim kelimesinin merkezine Allah, bilim felsefesinin merkezine materyalist anlayışlar yerleştirilmektedir. Ben bu seküler anlayışı kabul etmiyorum, edemiyorum. Bu gün ki anlamlarıyla ilim de bilim de marifetullah'a ulaştıran iki yoldur. Eğer ilim ya da bilim adını verdiğiniz sizi marifetullahtan yani Allah'ı bilmek, bulmak, tanımak, anlamaktan uzaklaştırıyorsa o ilimde ve ya o bilimde bir hata aramalısınız. Bir yerlerde bir şeyler yanlış gitmiş olmalı, iyice bakmalı tekrar tekrar test etmelisiniz.

    Gelelim mürşit kelimesine.. Mürşit irşad eden reşit hale getiren.. Yani akıl veren, aklın kemale ermesine öncülük eden, yardım elini uzatan.. Doğru yola ulaşman için sana kılavuzluk eden kişi şahıs.. Mürşit kelimesi de günümüzde anlam daralmasına uğrayıp şeyh, hoca, din önderleri için kullanılan bir tanım halini almıştır. "Mürşidi olmayanın mürşidi Şeytandır" gibi klişeler "tarikatsiz" toplulukları aşağılamak için kullanılmaktadır. "Tarikat" yani yol.. Sırate'l-Müstakim, doğru yol..

    Bir topluluğa cemaate bağlı olmayanlara tariksiz yani yolsuz diyorlar. Yolsuzların mürşidini de şeytan ilan ediyorlar. Ben bu anlayışa da karşıyım. (Bugün çarşı her şeye karşı günü)

    Hakiki.. Hakikat kelimesinden türemiş hakikate sahip anlamında bir kelime.. "Gerçekçi" diye Türkçeye basit bir çeviri yapabiliriz. Ama gerçekçi kelimesi hakiki kelimesini tanımlamakta yetersiz kalır. "Hak" yani Allah.. Hakiki yani Allah'a ait.. Tek hakikatin Allah olduğu Kur'an'da bir çok kez vurgulanmıştır. Hakiki, gerçek olan tek varlık Allah'tır. Hakikat Haktır..

    Ve hayat, hay kelimesinden türemiş bir mastar. Ölümün tersi Yaşam.. Hayyum Kayyum, Allah'ın esmaları yani isimleri.. Materyalist anlayışa göre tek hayat var o da dünya hayatı.. Doğar büyür ve ölürüz. Ama imani akıl buna da itiraz eder. İnananlar için beş evreli bir hayat serüveni söz konusudur. Ruhlar aleminindeki ruhani hayat, anne karnındaki cenini hayat, doğumla beraber başlayan dünyevi hayat, ölümle başlayan kabir hayatı ve kıyametten sonra başlayıp sonsuza dek sürecek en son anlamına gelen ahiret hayatı.. İnananlar için ölüm aldatıcı bir ilizyon gibidir. İnanlar asla hayatsız kalmazlar, yalnızca bir hayattan öbür hayata level atlarlar..

    Şimdi gelelim sözün özüne.. "Hayatta en hakiki mürşit ilimdir" sözüne.. En ve dir ekleri dışında baştan ayağa arapça olan bu sözden İslam dinini çıkarıp seküler bir gözle anlam vermeye çalışmak en büyük hata olsa gerek. Bu söz büyük bir söz. Geçmişten günümüze "dinle aldatanlara karşı uyanık olun" mesajının özüdür bu söz. Bu sözde Kur'an ve sünnet düşmanlığı yoktur. Bu sözde bu iki kutsal emanete hıyanet edenlere karşı gözünü açma ikazı vardır.

    Bugün başımıza gelenler tam da bu sözü anlamamanın ve yaşamamanın sonucudur. İki ayrı uç.. Bir uç da kendini "kemalist" diye tanımlayıp "materyalizmin kucağına oturan"lar, öteki uçta kendini "hizmet erleri" "nur talebeleri" diye tanımlayıp "vatan, din, millet düşmanlarının kucağına oturanlar".. Bu iki grubun tek ortak noktası vardı. Bu sözü anlamamak, yaşamamak.. Bu ortak nokta çok vahim sonuçları da beraberinde getirdi.

    Peygamberimiz sav "size ikişey bırakıyorum, benden sonra bu ikisine sarılırsanız doğru yoldan uzaklaşmazsınız" buyuruyor. Bu iki şeyin ne olduğunu soranlara "Kur'an ve sünnet" diye cevap veriyor. Evet iki büyük hazine..

    At izinin it izine karıştığı bu günlerde kime inanıp kimin yanında olacağınızı bilemiyor halde olabilirsiniz. Din adına konuşan herkesten bir adım geri durabilirsiniz. Doğruyu bulmak istiyorsanız sizin için iki fener var. Yol karanlık da olsa ışığınızı yanınızda taşıdığınız müddetçe kaybolmazsınız.

    1. İslamda cemaat vardır cemaatçilik yoktur.

    2. İslamda "bizcilik"değil biz olma vardır.

    3. İslamda "takiye" yoktur.

    4.İslamda ekonomik sömürü yoktur.

    5.İslamda Kur'an yerine başka kitaplar öncelenmez

    6.İslamda şeyh ya da hoca denilen kişilerin kusursuzluğu vurgulanmaz

    7. İslamda amaca gidilen yolda her şey mübah kabul edilmez.

    Bunların olduğu yerde siz olmayın. Sizin olduğunuz yerde bunların olmasına da izin vermeyin. Allah'a emanetsiniz..

    View Full
  • 1muteessir
    06.06.2020 - 1 year ago

    Kalbi tedavi ederken günah işlememek lazımdır.İnsanın elinin üzerinde bir yara olsa, yaraya merhem sürse, arkasından bir bıçakla tekrar yaralarsa yara iyileşmez.O bakımdan insan kalbini zikirle tedavi ederken bir yandan da Allah’ın (c.c) emir ve yasaklarına dikkat etmelidir.

    |Gavs-ı Sani hz.|

    View Full
  • musstuffsworld
    17.05.2020 - 1 year ago

    KABİRDE YALNIZ BIRAKMIYORLAR

    MENZİLDE GAVSIMIZDAN TÖVBE ALDIKTAN SONRA CAMİNİN ÜST KATINA ÇIKTIK. VE ORADA BİR GÖREVLİ ABİMİZ BİZE SEKİZ ŞART ADABINI ANLATMADAN ÖNCE HEPİMİZE BİR SOHBET YAPTI…  BABA OĞUL İKİ SOFİ VARMIŞ. ÖNCE BABA VEFAT ETMİŞ. VE BİR KAÇ GÜN SONRA OĞLU BABASINI RÜYADA GÖRMÜŞ. OĞLU SORMUŞ; BABA NASILSIN? KABİRDE HALİN NEDİR? DİYE BABA CEVAP VERMİŞ; OĞLUM BENİ SİZ KABRE KOYDUNUZ VE ÜZERİME KABİR TAHTALARINI KOYMAYA BAŞLADINIZ SON KABİR TAHTASINI KOYDUĞUNUZ ZAMAN GÖKTEN YILDIRIM GİBİ MÜNKER VE NEKİR MELEKLERİ GELDİ, VE BANA SORDULAR RABBİN KİM? BEN DAHA CEVAP VEREMEDEN KABRİN İÇİNDE BİR FIRTINA KOPTU BÜYÜK BİR RÜZGAR ESTİ HER YER TOZ TOPRAK OLDU BEN O SIRADA HİÇ BİR ŞEY GÖREMEDİM ORTALIK BİRAZ BERRAKLAŞINCA GÖZ GÖZÜ GÖRMEYE BAŞLAYINCA BAKTIM Kİ GAVS-I SANİ HZ.YANIMDA MÜNKER VE NEKİRE DAHA ONLAR DİĞER SORULARI SORMADAN GAVSIMIZ HEPSİNİ KENDİ CEVAPLADI. RABBİ ALLAH’TIR.. PEYGAMBERİ HZ. MUHAMMED MUSTAFA’DIR (S.A.V.) KİTABI KURAN-I AZİMÜŞANDIR SORULARIN HEPSİNİZ CEVAPLADI OĞLUM BURDA ÇOK İYİYİM ÇOK RAHATIM BEN ONLARIN BÜYÜKLÜĞÜNÜ DÜNYADA BİLEMEDİM ANLAYAMADIM HİÇ OLMAZSA SEN ONLARI ANLAMAYA ÇALIŞANLARDAN OL DİYE OĞLUNA NASİHATTA BULUNMUŞ KURBANLARIM. İNŞALLAH HEPİMİZ SADATLARI ANLAMA DERDİYLE DERTLENEN VE SONUNDA ANLAYANLARDAN OLURUZ…  

    VI – Yahudi Olsanda Cennettesin: Yahudi Komşusu Zikir Çeken Abdulkadir Geylani’nin Dergahına Sadece Başını Sokup, Sonra Onlarla Evde Alay Eder.Ölünce Önce Başı Sonra Tüm Geri Kalanı Cehennemden Azad Edilir, Kurtulur.

    “Yahudi komşusu zikir çeken Abdulkadir Geylani’nin dergahına sadece başını sokup, sonra onlarla evde alay eder.Ölünce önce başı sonra tüm geri kalanı cehennemden azad edilir, kurtulur.” Bu ne şimdi. İman etmeden kim cennete gidebilir. Kadiriliğin ayrı bir cenneti mi var?

    VII – Kul Hakkını Bile Bağışlarız: “Eğer Bir Mürid Hatmeye Katılırsa, Katılan Kişinin Cennette  Köşkleri Olur. Ama O Köşklerin Sahibi Şeyhimiz Olur. Eğer Sofi Kul Hakkı İşlerse, Şeyhimiz O Köşklerden Birini O Kişiye Kul Hakkına Karşılık Ver

    View Full
  • musstuffsworld
    17.05.2020 - 1 year ago

    KABİRDE YALNIZ BIRAKMIYORLAR

    MENZİLDE GAVSIMIZDAN TÖVBE ALDIKTAN SONRA CAMİNİN ÜST KATINA ÇIKTIK. VE ORADA BİR GÖREVLİ ABİMİZ BİZE SEKİZ ŞART ADABINI ANLATMADAN ÖNCE HEPİMİZE BİR SOHBET YAPTI…  BABA OĞUL İKİ SOFİ VARMIŞ. ÖNCE BABA VEFAT ETMİŞ. VE BİR KAÇ GÜN SONRA OĞLU BABASINI RÜYADA GÖRMÜŞ. OĞLU SORMUŞ; BABA NASILSIN? KABİRDE HALİN NEDİR? DİYE BABA CEVAP VERMİŞ; OĞLUM BENİ SİZ KABRE KOYDUNUZ VE ÜZERİME KABİR TAHTALARINI KOYMAYA BAŞLADINIZ SON KABİR TAHTASINI KOYDUĞUNUZ ZAMAN GÖKTEN YILDIRIM GİBİ MÜNKER VE NEKİR MELEKLERİ GELDİ, VE BANA SORDULAR RABBİN KİM? BEN DAHA CEVAP VEREMEDEN KABRİN İÇİNDE BİR FIRTINA KOPTU BÜYÜK BİR RÜZGAR ESTİ HER YER TOZ TOPRAK OLDU BEN O SIRADA HİÇ BİR ŞEY GÖREMEDİM ORTALIK BİRAZ BERRAKLAŞINCA GÖZ GÖZÜ GÖRMEYE BAŞLAYINCA BAKTIM Kİ GAVS-I SANİ HZ.YANIMDA MÜNKER VE NEKİRE DAHA ONLAR DİĞER SORULARI SORMADAN GAVSIMIZ HEPSİNİ KENDİ CEVAPLADI. RABBİ ALLAH’TIR.. PEYGAMBERİ HZ. MUHAMMED MUSTAFA’DIR (S.A.V.) KİTABI KURAN-I AZİMÜŞANDIR SORULARIN HEPSİNİZ CEVAPLADI OĞLUM BURDA ÇOK İYİYİM ÇOK RAHATIM BEN ONLARIN BÜYÜKLÜĞÜNÜ DÜNYADA BİLEMEDİM ANLAYAMADIM HİÇ OLMAZSA SEN ONLARI ANLAMAYA ÇALIŞANLARDAN OL DİYE OĞLUNA NASİHATTA BULUNMUŞ KURBANLARIM. İNŞALLAH HEPİMİZ SADATLARI ANLAMA DERDİYLE DERTLENEN VE SONUNDA ANLAYANLARDAN OLURUZ…  

    VI – Yahudi Olsanda Cennettesin: Yahudi Komşusu Zikir Çeken Abdulkadir Geylani’nin Dergahına Sadece Başını Sokup, Sonra Onlarla Evde Alay Eder.Ölünce Önce Başı Sonra Tüm Geri Kalanı Cehennemden Azad Edilir, Kurtulur.

    “Yahudi komşusu zikir çeken Abdulkadir Geylani’nin dergahına sadece başını sokup, sonra onlarla evde alay eder.Ölünce önce başı sonra tüm geri kalanı cehennemden azad edilir, kurtulur.” Bu ne şimdi. İman etmeden kim cennete gidebilir. Kadiriliğin ayrı bir cenneti mi var?

    VII – Kul Hakkını Bile Bağışlarız: “Eğer Bir Mürid Hatmeye Katılırsa, Katılan Kişinin Cennette  Köşkleri Olur. Ama O Köşklerin Sahibi Şeyhimiz Olur. Eğer Sofi Kul Hakkı İşlerse, Şeyhimiz O Köşklerden Birini O Kişiye Kul Hakkına Karşılık Ver

    View Full
  • musstuffsworld
    22.04.2020 - 1 year ago

    😐 G A V S 😡

    ← Allah’ı Bırakıp, Kendilerine Ne Zarar, Ne De Fayda Verebilecek Şeylere Tapıyorlar Ve “İşte Bunlar Allah Katında Bizim Şefaatçılarımızdır” Diyorlar. De ki: “Siz, Allah’a Göklerde Ve Yerde O’nun Bilmediği Bir Şeyi Mi Haber Veriyorsunuz!? O, Onların Ortak Koştukları Şeylerden Uzaktır, Yücedir.” Ayetleri Tarikata Girdim Kurtuldum, Gavsımız Bizi Hesap Günündede Şefaatiyle Kurtaracak, Sorgudan Bile Geçmeyeceğiz Diyenlere Yüzyıllar Önce Ölmüş, Kendisine Bile Faydası Olmayanlardan Medet Umanlara İnmiştir

    O Gavs ki Ona Uyanı Ne Kabirde Nede Hesap Gününde Hiçbir Melek Sorgulayamaz: Kabirde Sorgu Meleklerine Karşı Senin Yerine Cevap Verir. Azap Meleklerine Kim Olduğunu Söylersen Seni Bırakır. Hesap Günü Melekler Neden Geldin Dediğinde De Allah (c.c.) Onun Vekaletı Var, Ben Kabul Ettim Ona Karışmayın Der. →

    Ateşin İçinde Birbirleriyle Tartışırlarken, Zayıf Olanlar, Büyüklük Taslayanlara, “Biz Size Uymuş Kimselerdik. Şimdi Şu Ateşin Bir Kısmını Üzerimizden Kaldırabilir Misiniz?” Derler. Büyüklük Taslayanlar İse Şöyle Derler: “Biz Hepimiz Ateşin İçindeyiz. Şüphesiz Allah Kullar Arasında (Böyle) Hüküm Vermiştir. Ateşte Olanlar Cehennem Bekçilerine, “Rabbinize Yalvarın Da (Hiç Değilse) Bir Gün Bizden Azabı Hafifletsin” Derler. (Cehennem Bekçileri) Derler Ki: “Size Peygamberleriniz Açık Mucizeler Getirmemiş Miydi?” Onlar, “Evet, Getirmişti” Derler. (Bekçiler), “Öyleyse Kendiniz Yalvarın” Derler. Şüphesiz Kâfirlerin Duası Boşunadır.” Ayetleri Gavsı Sayesinde Hesap Gününden Bile Kurtulacağını, Sırat Köprüsünün Başına Geçip Önünü Geleni Cennete Atacağına İnanan Adamların İnmiştir!

    I – Hesap Gününden mi Korkuyorsun, Biz Varken Sana Kimse Birşey Yapamaz: Alt Kat Komşumuz Gavsımızın Yanına Gitti Ve Kurban Ben Kabirden Sorgu Sualden Mahşer Yerinden Çok Korkuyorum. Padişahlar Padişahı Buyurdular: Sofiiii!!! Biz Varız! Biz Sofilerimizi Almadan Cennete Girmiyoruz!

    II – Seni Götürseler Bile Kuratırırız ..Biz Senin Sekerat Anındaa Ruhun Arşı Alaya Da Yükselse Oradan Alır Geliriz Ve İmanına Sahip Çıkarız

    III – Günahları Getir Affedelim: Allah Teâlâ, Sâdâtlara Çok Güç Vermiş, Çok Kuvvet Vermiş. Bir İnsan, Sâdât’ın Elinden Tuttuktan, Tövbe Aldıktan Sonra, O İnsan Ölmeden Önce 40 Gün Kala Bu İnsanı Sâdâtlar Teslim Alır. Bu 40 Gün İçerisinde Bütün Günahlardan O İnsanı Korur Ve İmanlı Gitmesi İçin Gereken Bütün Muamelelerini Yapar. Bu İnsanı İmanlı Şekilde Allah Teâlâ’nın Huzuruna Teslim Ettikten Sonra, Bu İnsanı Tertemiz Şekilde Resûlullâh’a (s.a.v) Teslim Eder

    IV – Allah’a Karşı Tek Yardımcın Biziz: Bir Adam Hesap Gününde Amelleri Tartıldı Ve Günahları Ağır Bastı Cenabı Mevla Buyurdu “Kulum Ben Seni Affetmek İstiyorum Söyle Bana Hiç Dostlarımdan Velilerimdne Birini Ziyaret Ettinmi? O Kul; Hayır Yarabbi Ziyaret Etmedin.. Cenabı Mevla; Peki Dostlarımı Ziyaret Eden Birini Gördünmü? O Kul; Evet Yarabbi Bir Komşum Bardı Süreli Senin Dostlarından Bir Veli Zatı Ziyarete Giderdi Onu Bilirim. Cenabı Mevla; Tamam Seni Onun Hatırına Bağışladım.

    V – Kabirde Kimse Hesap Soramaz Sana: ..Baba Vefat Etmiş. Ve Bir Kaç Gün Sonra Oğlu Babasını Rüyada Görmüş. Oğlu Sormuş; Baba Nasılsın? Kabirde halin nedir? Diye… Baba Cevap Vermiş; Oğlum Beni Siz Kabre Koydunuz Ve Üzerime Kabir Tahtalarını Koymaya Başladınız Son Kabir Tahtasını Koyduğunuz Zaman Gökten Yıldırım Gibi Münker Ve Nekir Melekleri Geldi, Ve Bana Sordular Rabbin Kim? Ben Daha Cevap Veremeden Kabrin İçinde Bir Fırtına Koptu Büyük Bir Rüzgar Esti Heryer Toz Toprak Oldu Ben O Sırada Hiç Birşey Göremedim Ortalık Biraz Berraklaşınca Göz Gözü Görmeye Başlayınca Baktım Ki Gavs-I Sani Hz. Yanımda .. ..Münker Ve Nekire Daha Onlar Diğer Soruları Sormadan Gavsımız Hepsini Kendi Cevapladı.

    VI – Yahudi Olsanda Cennettesin: Yahudi Komşusu Zikir Çeken Abdulkadir Geylani’nin Dergahına Sadece Başını Sokup, Sonra Onlarla Evde Alay Eder.Ölünce Önce Başı Sonra Tüm Geri Kalanı Cehennemden Azad Edilir, Kurtulur.

    VII – Kul Hakkını Bile Bağışlarız: “Eğer Bir Mürid Hatmeye Katılırsa, Katılan Kişinin Cennette Köşkleri Olur. Ama O Köşklerin Sahibi Şeyhimiz Olur. Eğer Sofi Kul Hakkı İşlerse, Şeyhimiz O Köşklerden Birini O Kişiye Kul Hakkına Karşılık Verir

    VIII – Sırat Köprüsünün Başında Önüne Geleni Cennete Atacak Allah Dostları: Allah Abdulkadir Geylaniyi Hz Sıraat Köprüsünün Başına Geçirmiş. Sultan Muhammed Raşit Sıraatin Başına Geçmiş. Muhammed Raşit Hazretleri Gelen Sofii Kolundan Tutup Atarmış. Abdulkadir Geylani Hazretleri Seslenmiş Ya Muhammed Raşit Sen Alim Cahil Demiyor Gelen Bütün Sofileri Atıyorsun Bana Demiş. Muhammed Raşit İse Efendim Bunşarın Zamanında Sizin Zamanınızdaki Gibi Medrese Yoktu. Devirleride Kötüydü. Müsadece Varken Hepsini Geçirelim Demiş Ve Başlamış Yine Sofileri Sıraattdan Karşıya Atmaya. Allah Şefaatlerinden Mahrum Bırakmasın Bizleri

    IX – Ateşin İçinde Birbirleriyle Tartışırken, Zayıf Olanlar, Büyüklük Taslayanlara Dediler Ki: Biz Size Uymuştuk. Şimdi Siz Şu Ateşin Ufak Bir Parçasını Bizden Savabilir Misiniz? Büyüklük Taslayanlar: Doğrusu Hepimizde Onun İçindeyiz. Allah Kulları Arasında Şüphesiz Hüküm Vermiştir, Derler.” Ayeti Gavsı Sayesinde Hesap Gününden Bile Kurtulacağını, Sırat Köprüsünün Başına Geçip Önünü Geleni Cennete Atacağına İnananAdamların İnmiştir!

    I – Hesap Gününden mi Korkuyorsun, Biz Varken Sana Kimse Birşey Yapamaz: Alt Kat Komşumuz Gavsımızın Yanına Gitti Ve Kurban Ben Kabirden Sorgu Sualden Mahşer Yerinden Çok Korkuyorum. Padişahlar Padişahı Buyurdular: Sofiiii!!! Biz Varız! Biz Sofilerimizi Almadan Cennete Girmiyoruz!

    II – Seni Götürseler Bile Kuratırırız ..Biz Senin Sekerat Anındaa Ruhun Arşı Alaya Da Yükselse Oradan Alır Geliriz Ve İmanına Sahip Çıkarız

    bir gün menzile zahiri anlamda aklı gidip gelen bir hasta gelmiş,gavs hazretlerine sultanım demiş,benim bir hastalığım var aklım gidip geliyor,aklımın gittiği bir anda ölüp,imansız gitmekten çok korkuyorum buyurmuş…..

    gavs hazretleri de duacıyız kurban demiş.bunu duyan sofi gacur gucur etmiş ya demiş duacıyız dedi başka bişey demedi demiş kendi kendine

    neyse,aradan bir ay geçmiş yada geçmemiş ,bu sofi yine köye gitmiş,ya demiş,sultan hazretlerinin binlerce sofisi var beni nerden tanıyacak diye içinden geçirip,yine huzura çıkmış ve durumunu anlatmış..gavs hazretleride duacıyız kurban buyurmuş,,sofinin yine kalbi tatmin olmamış.

    bir daha gitmiş köye yine anlatmış durumunu,gavs hazretleri biraz kızmış,ve kurban duacıyız dediysek duacıyız buyurmuş,biz senin sekerat anındaa ruhun arşı alaya da yükselse oradan alır geliriz ve imanına sahip çıkarız buyurmuş.sofi yaptığından pişman olmuş…

    III – Günahları Getir Affedelim: Allah Teâlâ, Sâdâtlara Çok Güç Vermiş, Çok Kuvvet Vermiş. Bir İnsan, Sâdât’ın Elinden Tuttuktan, Tövbe Aldıktan Sonra, O İnsan Ölmeden Önce 40 Gün Kala Bu İnsanı Sâdâtlar Teslim Alır. Bu 40 Gün İçerisinde Bütün Günahlardan O İnsanı Korur Ve İmanlı Gitmesi İçin Gereken Bütün Muamelelerini Yapar. Bu İnsanı İmanlı Şekilde Allah Teâlâ’nın Huzuruna Teslim Ettikten Sonra, Bu İnsanı Tertemiz Şekilde Resûlullâh’a (s.a.v) Teslim eder.

    IV – Allah’a Karşı Tek Yardımcın Biziz: Bir Adam Hesap Gününde Amelleri Tartıldı Ve Günahları Ağır Bastı Cenabı Mevla Buyurdu “Kulum Ben Seni Affetmek İstiyorum Söyle Bana Hiç Dostlarımdan Velilerimdne Birini Ziyaret Ettinmi? O Kul; Hayır Yarabbi Ziyaret Etmedin.. Cenabı Mevla; Peki Dostlarımı Ziyaret Eden Birini Gördünmü? O Kul; Evet Yarabbi Bir Komşum Bardı Süreli Senin Dostlarından Bir Veli Zatı Ziyarete Giderdi Onu Bilirim. Cenabı Mevla; Tamam Seni Onun Hatırına Bağışladı

    V – Kabirde Kimse Hesap Soramaz Sana: ..Baba Vefat Etmiş. Ve Bir Kaç Gün Sonra Oğlu Babasını Rüyada Görmüş. Oğlu Sormuş; Baba Nasılsın? Kabirde halin nedir? Diye… Baba Cevap Vermiş; Oğlum Beni Siz Kabre Koydunuz Ve Üzerime Kabir Tahtalarını Koymaya Başladınız Son Kabir Tahtasını Koyduğunuz Zaman Gökten Yıldırım Gibi Münker Ve Nekir Melekleri Geldi, Ve Bana Sordular Rabbin Kim? Ben Daha Cevap Veremeden Kabrin İçinde Bir Fırtına Koptu Büyük Bir Rüzgar Esti Heryer Toz Toprak Oldu Ben O Sırada Hiç Birşey Göremedim Ortalık Biraz Berraklaşınca Göz Gözü Görmeye Başlayınca Baktım Ki Gavs-I Sani Hz. Yanımda .. ..Münker Ve Nekire Daha Onlar Diğer Soruları Sormadan Gavsımız Hepsini Kendi Cevapladı.

    KABİRDE YALNIZ BIRAKMIYORLAR

    MENZİLDE GAVSIMIZDAN TÖVBE ALDIKTAN SONRA CAMİNİN ÜST KATINA ÇIKTIK. VE ORADA BİR GÖREVLİ ABİMİZ BİZE SEKİZ ŞART ADABINI ANLATMADAN ÖNCE HEPİMİZE BİR SOHBET YAPTI… BABA OĞUL İKİ SOFİ VARMIŞ. ÖNCE BABA VEFAT ETMİŞ. VE BİR KAÇ GÜN SONRA OĞLU BABASINIRÜYADA GÖRMÜŞ. OĞLU SORMUŞ; BABA NASILSIN? KABİRDE HALİN NEDİR? DİYE… BABA CEVAP VERMİŞ; OĞLUM BENİ SİZ KABRE KOYDUNUZ VE ÜZERİME KABİR TAHTALARINI KOYMAYA BAŞLADINIZ SON KABİR TAHTASINI KOYDUĞUNUZ ZAMAN GÖKTEN YILDIRIM GİBİ MÜNKER VE NEKİR MELEKLERİ GELDİ, VE BANA SORDULAR RABBİN KİM? BEN DAHA CEVAP VEREMEDEN KABRİN İÇİNDE BİR FIRTINA KOPTU BÜYÜK BİR RÜZGAR ESTİ HERYER TOZ TOPRAK OLDU BEN O SIRADA HİÇ BİRŞEY GÖREMEDİM ORTALIK BİRAZ BERRAKLAŞINCA GÖZ GÖZÜ GÖRMEYE BAŞLAYINCA BAKTIM Kİ GAVS-I SANİ HZ. YANIMDA ..MÜNKER VE NEKİRE DAHA ONLAR DİĞER SORULARI SORMADAN GAVSIMIZ HEPSİNİ KENDİ CEVAPLADI. RABBİ ALLAH’TIR.. PEYGAMBERİ HZ. MUHAMMED MUSTAFA’DIR (S.A.V.) KİTABI KURAN-I AZİMÜŞANDIR SORULARIN HEPSİNİZ CEVAPLADI OĞLUM BURDA ÇOK İYİYİM ÇOK RAHATIM BEN ONLARIN BÜYÜKLÜĞÜNÜ DÜNYADA BİLEMEDİM ANLAYAMADIM HİÇ OLMAZSA SEN ONLARI ANLAMAYA ÇALIŞANLARDAN OL… DİYE OĞLUNA NASİHATTA BULUNMUŞ KURBANLARIM. İNŞALLAH HEPİMİZ SADATLARI ANLAMA DERDİYLE DERTLENEN VE SONUNDA ANLAYANLARDAN OLURUZ.

    VI – Yahudi Olsanda Cennettesin: Yahudi Komşusu Zikir Çeken Abdulkadir Geylani’nin Dergahına Sadece Başını Sokup, Sonra Onlarla Evde Alay Eder.Ölünce Önce Başı Sonra Tüm Geri Kalanı Cehennemden Azad Edilir, Kurtulur.

    “Yahudi komşusu zikir çeken Abdulkadir Geylani’nin dergahına sadece başını sokup, sonra onlarla evde alay eder.Ölünce önce başı sonra tüm geri kalanı cehennemden azad edilir, kurtulur.” Bu ne şimdi. İman etmeden kim cennete gidebilir. Kadiriliğin ayrı bir cenneti mi var?

    VII – Kul Hakkını Bile Bağışlarız: “Eğer Bir Mürid Hatmeye Katılırsa, Katılan Kişinin Cennette Köşkleri Olur. Ama O Köşklerin Sahibi Şeyhimiz Olur. Eğer Sofi Kul Hakkı İşlerse, Şeyhimiz O Köşklerden Birini O Kişiye Kul Hakkına Karşılık Verir

    Bir nakşi dergahında vekil sohbet etmektedir. “Eğer bir mürid hatmeye katılırsa, katılan kişinin cennette köşkleri olur. Ama o köşklerin sahibi şeyhimiz olur.Eğer sofi kul hakkı işlerse, şeyhimiz o köşklerden birini o kişiye kul hakkına karşılık verir.” Halbuki “Allah’ın kul hakkını af ettirmek için ahirette af edilen hakka karşı kullarına köşk vereceğini” hadislerden biliyorduk. Lakin şeyhlere de bu tür özel yetkilerin verildiğini hangi kaynaktan hareketle iddia ettiklerini merak ediyoruz.

    VIII – Sırat Köprüsünün Başında Önüne Geleni Cennete Atacak Allah Dostları: Allah Abdulkadir Geylaniyi Hz Sıraat Köprüsünün Başına Geçirmiş. Sultan Muhammed Raşit Sıraatin Başına Geçmiş. Muhammed Raşit Hazretleri Gelen Sofii Kolundan Tutup Atarmış. Abdulkadir Geylani Hazretleri Seslenmiş Ya Muhammed Raşit Sen Alim Cahil Demiyor Gelen Bütün Sofileri Atıyorsun Bana Demiş. Muhammed Raşit İse Efendim Bunşarın Zamanında Sizin Zamanınızdaki Gibi Medrese Yoktu. Devirleride Kötüydü. Müsadece Varken Hepsini Geçirelim Demiş Ve Başlamış Yine Sofileri Sıraattdan Karşıya Atmaya. Allah Şefaatlerinden Mahrum Bırakmasın Bizleri

    IX – Ateşin İçinde Birbirleriyle Tartışırken, Zayıf Olanlar, Büyüklük Taslayanlara Dediler Ki: Biz Size Uymuştuk. Şimdi Siz Şu Ateşin Ufak Bir Parçasını Bizden Savabilir Misiniz? Büyüklük Taslayanlar: Doğrusu Hepimizde Onun İçindeyiz. Allah Kulları Arasında Şüphesiz Hüküm Vermiştir, Derler.” Ayeti Gavsı Sayesinde Hesap Gününden Bile Kurtulacağını, Sırat Köprüsünün Başına Geçip Önünü Geleni Cennete Atacağına İnananAdamların İnmiştir!

    47.Ateşin içinde birbirleriyle tartışırlarken, zayıf olanlar, büyüklük taslayanlara, “Biz size uymuş kimselerdik. Şimdi şu ateşin bir kısmını üzerimizden kaldırabilir misiniz?” derler.48.Büyüklük taslayanlar ise şöyle derler: “Biz hepimiz ateşin içindeyiz. Şüphesiz Allah kullar arasında (böyle) hüküm vermiştir.”49.Ateşte olanlar cehennem bekçilerine, “Rabbinize yalvarın da (hiç değilse) bir gün bizden azabı hafifletsin” derler.50.(Cehennem bekçileri) derler ki: “Size peygamberleriniz açık mucizeler getirmemiş miydi?” Onlar, “Evet, getirmişti” derler. (Bekçiler), “Öyleyse kendiniz yalvarın” derler. Şüphesiz kâfirlerin duası boşunadır.51.Şüphesiz ki, peygamberlerimize ve iman edenlere dünya hayatında ve şahitlerin şahitlik edecekleri günde yardım ederiz.

    ILGİLİ

    De ki: ‘Ey Yahudiler! Bütün İnsanlar Bir Yana, Yalnız Kendinizin Allah’ın Dostları Olduğunuzu İddia Ediyorsanız Ve Bunda Samimi İseniz, Ölümü Dilesenize!” Ayetleri “Kabirden Çıkan Bir Adamı Azap Melekleri Yakalasa, O Adam Deseki Ben Nakşibendi Tarikatının Halidi Kolundanım Dese Bırakırlar” Diyenlere, 100 Fersah Çevremize Şefaat Ettiğini Söyleyenlere, Sırat Köprüsünün Başına Geçip Önünü Geleni Cennete Atacağını iddia Edenlere İnmiştir.

    O Gavs ki Günahları Bağışlayandır, Esirgeyendir. Onun Tövbe Kapısı Asla Kapalı Değildir, Merhameti Sonsuzdur. Şüphesiz Ki, İman Edenlere Dünya Hayatında Ve Şahitlerin Şahitlik Edecekleri Günde Yardım Edecektir.

    İsteyen Herkes Çalışıp Allah Dostu Olabilir.. Peki Sorum Şu, Günümüzdeki Tarikat ve Bu Tarikatları Temsil Eden Liderleri, Kendi Elleriyle Yazdıkları “Allah Dostu” Kavramına Ne kadar Uyuyorlar? Allah Dostunun Hali Nasıl Olmalıdır? Değil Haram, Şüpheli Şeylere Bile Asla Yaklaşmaz. Allah Dostu, Helali Haramı Birbirine Karıştırmaz, Şüpheli Şeylerdende Şidddetle Kaçınır. Allah Dostu, İbadet Ederken Şirkten Sakınır.

    ← Allah’ı Bırakıp, Kendilerine Ne Zarar, Ne De Fayda Verebilecek Şeylere Tapıyorlar Ve “İşte Bunlar Allah Katında Bizim Şefaatçılarımızdır” Diyorlar. De ki: “Siz, Allah’a Göklerde Ve Yerde O’nun Bilmediği Bir Şeyi Mi Haber Veriyorsunuz!? O, Onların Ortak Koştukları Şeylerden Uzaktır, Yücedir.” Ayetleri Tarikata Girdim Kurtuldum, Gavsımız Bizi Hesap Günündede Şefaatiyle Kurtaracak, Sorgudan Bile Geçmeyeceğiz Diyenlere Yüzyıllar Önce Ölmüş, Kendisine Bile Faydası Olmayanlardan Medet Umanlara İnmiştir

    O Gavs ki Ona Uyanı Ne Kabirde Nede Hesap Gününde Hiçbir Melek Sorgulayamaz: Kabirde Sorgu Meleklerine Karşı Senin Yerine Cevap Verir. Azap Meleklerine Kim Olduğunu Söylersen Seni Bırakır. Hesap Günü Melekler Neden Geldin Dediğinde De Allah (c.c.) Onun Vekaletı Var, Ben Kabul Ettim Ona Karışmayın Der. →

    UYARI!

    Onlara (müşriklere): Allah'ın indirdiğine uyun, denildiği zaman onlar, «hayır! Biz atalarımızı üzerinde bulduğumuz yola uyarız» dediler. Ya ataları bir şey anlamamış, doğruyu da bulamamış idiyseler? (Bakara, 170)

    Neyazıkki insanlık olarak son zamanlarda çok şiddetli din ve mezhep çatışmalarının yaşandığı bir dönemden geçmekteyiz. Tarih tekerrürden ibarettir ve neyazıkki İslam dünyası olarak akıl ve düşücenin kenara itildiği, cehaletin övülerek ön plana çıkartıldığı, cahillerin dahafazla değer gördüğü, acımasızca cadı avlarının yapıldığı, cennetten arsa satanların “alim” olarak adlandırıldığı “Ortadoğunun karanlık çağı” döneminin içerisinde bulunmaktayız

    İşin dahada acı tarafı, bu karanlık dönemde bazı kötü niyetli kişilerin din adına savunmada bulunuyormuş gibi kendisini göstererek sansasyon yaratmak ve benden cezai ve hukiki yollardan menfaat temin etmek için hakkımda bazı yasal yollara başvurduklarını üzülerek görmekteyim.

    5 vakit namaz kılan bir Müslüman olarak amacım “görmezden gelmek” yerine yüzleşmektir, biz Müslümanların nerede hata yaptığımızı anlamaya çalışmaktır. Sitemdeki islam karşıtı yazılar ve resimlerin yeralmasının sebebi hakaret etmek veya samimi inanaları üzmek değil, Hak ve Gerçeğin ne olduğunu bulmaya çalışmak, biz Müslümanlara Namaz kılmaktan bile daha fazla emredilen “aklınızı kullanın” emrini yerine getirmek, kendime verdiğim “sorgularken adil ve dürüst olma” sözü, inanmayanlara küfür, hakaret etmek yada hukukun açıklarından faydalanarak hapse göndermeye çalışmak yerine onları anlamaya çalışmak, haklı ve haksız oldukları noktaları analiz edebilmektir.

    Biz insanlar birbirimizi sevmek ve taktir etmek zorunda değiliz, fakat Müslüman olarak öncelikle biz adil ve dürüst olmalıyız. İnsanları yargılamadan önce onları sadece dinlemek değil, onları gerçekten anlamak zorundayız, aksi taktirde, inandıklarımız ve savunduklarımız putperest bir inançtan fazlası olmayacaktır.

    Doğru ile yanlışın, hak ile batılın birbirine karıştığı, gelecek nesillerin Ortadoğu'nun ''karanlık çağı'' olarak bahsedecekleri bu dönemde yaşamak zorunda kalan aydınlık zihinler daha çok acı çekecek belki, ama bu karanlığın parçası olmadığımızı da elbetteki tarih yazacaktır.

    View Full
  • menittebeazzikra
    10.04.2020 - 1 year ago
    View Full
  • musstuffsworld
    02.03.2020 - 1 year ago

    😡 G A V S 😡 ŞEYH😡ŞEYDA😡EFENDİLER😡

    ← Allah’ı Bırakıp, Kendilerine Ne Zarar, Ne De Fayda Verebilecek Şeylere Tapıyorlar Ve “İşte Bunlar Allah Katında Bizim Şefaatçılarımızdır” Diyorlar. De ki: “Siz, Allah’a Göklerde Ve Yerde O’nun Bilmediği Bir Şeyi Mi Haber Veriyorsunuz!? O, Onların Ortak Koştukları Şeylerden Uzaktır, Yücedir.” Ayetleri Tarikata Girdim Kurtuldum, Gavsımız Bizi Hesap Günündede Şefaatiyle Kurtaracak, Sorgudan Bile Geçmeyeceğiz Diyenlere Yüzyıllar Önce Ölmüş, Kendisine Bile Faydası Olmayanlardan Medet Umanlara İnmiştir

    O Gavs ki Ona Uyanı Ne Kabirde Nede Hesap Gününde Hiçbir Melek Sorgulayamaz: Kabirde Sorgu Meleklerine Karşı Senin Yerine Cevap Verir. Azap Meleklerine Kim Olduğunu Söylersen Seni Bırakır. Hesap Günü Melekler Neden Geldin Dediğinde De Allah (c.c.) Onun Vekaletı Var, Ben Kabul Ettim Ona Karışmayın Der. →

    Ateşin İçinde Birbirleriyle Tartışırlarken, Zayıf Olanlar, Büyüklük Taslayanlara, “Biz Size Uymuş Kimselerdik. Şimdi Şu Ateşin Bir Kısmını Üzerimizden Kaldırabilir Misiniz?” Derler. Büyüklük Taslayanlar İse Şöyle Derler: “Biz Hepimiz Ateşin İçindeyiz. Şüphesiz Allah Kullar Arasında (Böyle) Hüküm Vermiştir. Ateşte Olanlar Cehennem Bekçilerine, “Rabbinize Yalvarın Da (Hiç Değilse) Bir Gün Bizden Azabı Hafifletsin” Derler. (Cehennem Bekçileri) Derler Ki: “Size Peygamberleriniz Açık Mucizeler Getirmemiş Miydi?” Onlar, “Evet, Getirmişti” Derler. (Bekçiler), “Öyleyse Kendiniz Yalvarın” Derler. Şüphesiz Kâfirlerin Duası Boşunadır.” Ayetleri Gavsı Sayesinde Hesap Gününden Bile Kurtulacağını, Sırat Köprüsünün Başına Geçip Önünü Geleni Cennete Atacağına İnanan Adamların İnmiştir!

    Hayatın Anlamı tarafından 03 Ağustos 2017 tarihinde gönderildi

    I – Hesap Gününden mi Korkuyorsun, Biz Varken Sana Kimse Birşey Yapamaz: Alt Kat Komşumuz Gavsımızın Yanına Gitti Ve Kurban Ben Kabirden Sorgu Sualden Mahşer Yerinden Çok Korkuyorum. Padişahlar Padişahı Buyurdular: Sofiiii!!! Biz Varız! Biz Sofilerimizi Almadan Cennete Girmiyoruz!

    II – Seni Götürseler Bile Kuratırırız ..Biz Senin Sekerat Anındaa Ruhun Arşı Alaya Da Yükselse Oradan Alır Geliriz Ve İmanına Sahip Çıkarız

    III – Günahları Getir Affedelim: Allah Teâlâ, Sâdâtlara Çok Güç Vermiş, Çok Kuvvet Vermiş. Bir İnsan, Sâdât’ın Elinden Tuttuktan, Tövbe Aldıktan Sonra, O İnsan Ölmeden Önce 40 Gün Kala Bu İnsanı Sâdâtlar Teslim Alır. Bu 40 Gün İçerisinde Bütün Günahlardan O İnsanı Korur Ve İmanlı Gitmesi İçin Gereken Bütün Muamelelerini Yapar. Bu İnsanı İmanlı Şekilde Allah Teâlâ’nın Huzuruna Teslim Ettikten Sonra, Bu İnsanı Tertemiz Şekilde Resûlullâh’a (s.a.v) Teslim Eder

    IV – Allah’a Karşı Tek Yardımcın Biziz: Bir Adam Hesap Gününde Amelleri Tartıldı Ve Günahları Ağır Bastı Cenabı Mevla Buyurdu “Kulum Ben Seni Affetmek İstiyorum Söyle Bana Hiç Dostlarımdan Velilerimdne Birini Ziyaret Ettinmi? O Kul; Hayır Yarabbi Ziyaret Etmedin.. Cenabı Mevla; Peki Dostlarımı Ziyaret Eden Birini Gördünmü? O Kul; Evet Yarabbi Bir Komşum Bardı Süreli Senin Dostlarından Bir Veli Zatı Ziyarete Giderdi Onu Bilirim. Cenabı Mevla; Tamam Seni Onun Hatırına Bağışladım.

    V – Kabirde Kimse Hesap Soramaz Sana: ..Baba Vefat Etmiş. Ve Bir Kaç Gün Sonra Oğlu Babasını Rüyada Görmüş. Oğlu Sormuş; Baba Nasılsın? Kabirde halin nedir? Diye… Baba Cevap Vermiş; Oğlum Beni Siz Kabre Koydunuz Ve Üzerime Kabir Tahtalarını Koymaya Başladınız Son Kabir Tahtasını Koyduğunuz Zaman Gökten Yıldırım Gibi Münker Ve Nekir Melekleri Geldi, Ve Bana Sordular Rabbin Kim? Ben Daha Cevap Veremeden Kabrin İçinde Bir Fırtına Koptu Büyük Bir Rüzgar Esti Heryer Toz Toprak Oldu Ben O Sırada Hiç Birşey Göremedim Ortalık Biraz Berraklaşınca Göz Gözü Görmeye Başlayınca Baktım Ki Gavs-I Sani Hz. Yanımda .. ..Münker Ve Nekire Daha Onlar Diğer Soruları Sormadan Gavsımız Hepsini Kendi Cevapladı.

    VI – Yahudi Olsanda Cennettesin: Yahudi Komşusu Zikir Çeken Abdulkadir Geylani’nin Dergahına Sadece Başını Sokup, Sonra Onlarla Evde Alay Eder.Ölünce Önce Başı Sonra Tüm Geri Kalanı Cehennemden Azad Edilir, Kurtulur.

    VII – Kul Hakkını Bile Bağışlarız: “Eğer Bir Mürid Hatmeye Katılırsa, Katılan Kişinin Cennette Köşkleri Olur. Ama O Köşklerin Sahibi Şeyhimiz Olur. Eğer Sofi Kul Hakkı İşlerse, Şeyhimiz O Köşklerden Birini O Kişiye Kul Hakkına Karşılık Verir

    VIII – Sırat Köprüsünün Başında Önüne Geleni Cennete Atacak Allah Dostları: Allah Abdulkadir Geylaniyi Hz Sıraat Köprüsünün Başına Geçirmiş. Sultan Muhammed Raşit Sıraatin Başına Geçmiş. Muhammed Raşit Hazretleri Gelen Sofii Kolundan Tutup Atarmış. Abdulkadir Geylani Hazretleri Seslenmiş Ya Muhammed Raşit Sen Alim Cahil Demiyor Gelen Bütün Sofileri Atıyorsun Bana Demiş. Muhammed Raşit İse Efendim Bunşarın Zamanında Sizin Zamanınızdaki Gibi Medrese Yoktu. Devirleride Kötüydü. Müsadece Varken Hepsini Geçirelim Demiş Ve Başlamış Yine Sofileri Sıraattdan Karşıya Atmaya. Allah Şefaatlerinden Mahrum Bırakmasın Bizleri

    IX – Ateşin İçinde Birbirleriyle Tartışırken, Zayıf Olanlar, Büyüklük Taslayanlara Dediler Ki: Biz Size Uymuştuk. Şimdi Siz Şu Ateşin Ufak Bir Parçasını Bizden Savabilir Misiniz? Büyüklük Taslayanlar: Doğrusu Hepimizde Onun İçindeyiz. Allah Kulları Arasında Şüphesiz Hüküm Vermiştir, Derler.” Ayeti Gavsı Sayesinde Hesap Gününden Bile Kurtulacağını, Sırat Köprüsünün Başına Geçip Önünü Geleni Cennete Atacağına İnananAdamların İnmiştir!

    I – Hesap Gününden mi Korkuyorsun, Biz Varken Sana Kimse Birşey Yapamaz: Alt Kat Komşumuz Gavsımızın Yanına Gitti Ve Kurban Ben Kabirden Sorgu Sualden Mahşer Yerinden Çok Korkuyorum. Padişahlar Padişahı Buyurdular: Sofiiii!!! Biz Varız! Biz Sofilerimizi Almadan Cennete Girmiyoruz!

    .https://gavssirktir.wordpress.com/

    II – Seni Götürseler Bile Kuratırırız ..Biz Senin Sekerat Anındaa Ruhun Arşı Alaya Da Yükselse Oradan Alır Geliriz Ve İmanına Sahip Çıkarız

    bir gün menzile zahiri anlamda aklı gidip gelen bir hasta gelmiş,gavs hazretlerine sultanım demiş,benim bir hastalığım var aklım gidip geliyor,aklımın gittiği bir anda ölüp,imansız gitmekten çok korkuyorum buyurmuş…..

    gavs hazretleri de duacıyız kurban demiş.bunu duyan sofi gacur gucur etmiş ya demiş duacıyız dedi başka bişey demedi demiş kendi kendine

    neyse,aradan bir ay geçmiş yada geçmemiş ,bu sofi yine köye gitmiş,ya demiş,sultan hazretlerinin binlerce sofisi var beni nerden tanıyacak diye içinden geçirip,yine huzura çıkmış ve durumunu anlatmış..gavs hazretleride duacıyız kurban buyurmuş,,sofinin yine kalbi tatmin olmamış.

    bir daha gitmiş köye yine anlatmış durumunu,gavs hazretleri biraz kızmış,ve kurban duacıyız dediysek duacıyız buyurmuş,biz senin sekerat anındaa ruhun arşı alaya da yükselse oradan alır geliriz ve imanına sahip çıkarız buyurmuş.sofi yaptığından pişman olmuş…

    .https://www.meleklermekani.com/threads/menzil-menkibeleri.200517/

    III – Günahları Getir Affedelim: Allah Teâlâ, Sâdâtlara Çok Güç Vermiş, Çok Kuvvet Vermiş. Bir İnsan, Sâdât’ın Elinden Tuttuktan, Tövbe Aldıktan Sonra, O İnsan Ölmeden Önce 40 Gün Kala Bu İnsanı Sâdâtlar Teslim Alır. Bu 40 Gün İçerisinde Bütün Günahlardan O İnsanı Korur Ve İmanlı Gitmesi İçin Gereken Bütün Muamelelerini Yapar. Bu İnsanı İmanlı Şekilde Allah Teâlâ’nın Huzuruna Teslim Ettikten Sonra, Bu İnsanı Tertemiz Şekilde Resûlullâh’a (s.a.v) Teslim Eder

    .https://www.facebook.com/sofilerin.mekani/posts/792934737415176

    IV – Allah’a Karşı Tek Yardımcın Biziz: Bir Adam Hesap Gününde Amelleri Tartıldı Ve Günahları Ağır Bastı Cenabı Mevla Buyurdu “Kulum Ben Seni Affetmek İstiyorum Söyle Bana Hiç Dostlarımdan Velilerimdne Birini Ziyaret Ettinmi? O Kul; Hayır Yarabbi Ziyaret Etmedin.. Cenabı Mevla; Peki Dostlarımı Ziyaret Eden Birini Gördünmü? O Kul; Evet Yarabbi Bir Komşum Bardı Süreli Senin Dostlarından Bir Veli Zatı Ziyarete Giderdi Onu Bilirim. Cenabı Mevla; Tamam Seni Onun Hatırına Bağışladım.

    .https://gavssirktir.wordpress.com/

    V – Kabirde Kimse Hesap Soramaz Sana: ..Baba Vefat Etmiş. Ve Bir Kaç Gün Sonra Oğlu Babasını Rüyada Görmüş. Oğlu Sormuş; Baba Nasılsın? Kabirde halin nedir? Diye… Baba Cevap Vermiş; Oğlum Beni Siz Kabre Koydunuz Ve Üzerime Kabir Tahtalarını Koymaya Başladınız Son Kabir Tahtasını Koyduğunuz Zaman Gökten Yıldırım Gibi Münker Ve Nekir Melekleri Geldi, Ve Bana Sordular Rabbin Kim? Ben Daha Cevap Veremeden Kabrin İçinde Bir Fırtına Koptu Büyük Bir Rüzgar Esti Heryer Toz Toprak Oldu Ben O Sırada Hiç Birşey Göremedim Ortalık Biraz Berraklaşınca Göz Gözü Görmeye Başlayınca Baktım Ki Gavs-I Sani Hz. Yanımda .. ..Münker Ve Nekire Daha Onlar Diğer Soruları Sormadan Gavsımız Hepsini Kendi Cevapladı.

    KABİRDE YALNIZ BIRAKMIYORLAR

    MENZİLDE GAVSIMIZDAN TÖVBE ALDIKTAN SONRA CAMİNİN ÜST KATINA ÇIKTIK. VE ORADA BİR GÖREVLİ ABİMİZ BİZE SEKİZ ŞART ADABINI ANLATMADAN ÖNCE HEPİMİZE BİR SOHBET YAPTI… BABA OĞUL İKİ SOFİ VARMIŞ. ÖNCE BABA VEFAT ETMİŞ. VE BİR KAÇ GÜN SONRA OĞLU BABASINIRÜYADA GÖRMÜŞ. OĞLU SORMUŞ; BABA NASILSIN? KABİRDE HALİN NEDİR? DİYE… BABA CEVAP VERMİŞ; OĞLUM BENİ SİZ KABRE KOYDUNUZ VE ÜZERİME KABİR TAHTALARINI KOYMAYA BAŞLADINIZ SON KABİR TAHTASINI KOYDUĞUNUZ ZAMAN GÖKTEN YILDIRIM GİBİ MÜNKER VE NEKİR MELEKLERİ GELDİ, VE BANA SORDULAR RABBİN KİM? BEN DAHA CEVAP VEREMEDEN KABRİN İÇİNDE BİR FIRTINA KOPTU BÜYÜK BİR RÜZGAR ESTİ HERYER TOZ TOPRAK OLDU BEN O SIRADA HİÇ BİRŞEY GÖREMEDİM ORTALIK BİRAZ BERRAKLAŞINCA GÖZ GÖZÜ GÖRMEYE BAŞLAYINCA BAKTIM Kİ GAVS-I SANİ HZ. YANIMDA ..MÜNKER VE NEKİRE DAHA ONLAR DİĞER SORULARI SORMADAN GAVSIMIZ HEPSİNİ KENDİ CEVAPLADI. RABBİ ALLAH’TIR.. PEYGAMBERİ HZ. MUHAMMED MUSTAFA’DIR (S.A.V.) KİTABI KURAN-I AZİMÜŞANDIR SORULARIN HEPSİNİZ CEVAPLADI OĞLUM BURDA ÇOK İYİYİM ÇOK RAHATIM BEN ONLARIN BÜYÜKLÜĞÜNÜ DÜNYADA BİLEMEDİM ANLAYAMADIM HİÇ OLMAZSA SEN ONLARI ANLAMAYA ÇALIŞANLARDAN OL… DİYE OĞLUNA NASİHATTA BULUNMUŞ KURBANLARIM. İNŞALLAH HEPİMİZ SADATLARI ANLAMA DERDİYLE DERTLENEN VE SONUNDA ANLAYANLARDAN OLURUZ…

    .https://www.nasihatler.org/2013/12/22/gavs-i-sani-hz-lerinin-sohbeti/

    VI – Yahudi Olsanda Cennettesin: Yahudi Komşusu Zikir Çeken Abdulkadir Geylani’nin Dergahına Sadece Başını Sokup, Sonra Onlarla Evde Alay Eder.Ölünce Önce Başı Sonra Tüm Geri Kalanı Cehennemden Azad Edilir, Kurtulur.

    “Yahudi komşusu zikir çeken Abdulkadir Geylani’nin dergahına sadece başını sokup, sonra onlarla evde alay eder.Ölünce önce başı sonra tüm geri kalanı cehennemden azad edilir, kurtulur.” Bu ne şimdi. İman etmeden kim cennete gidebilir. Kadiriliğin ayrı bir cenneti mi var?

    .https://www.islamustundur.com/tasavvuf.htm

    VII – Kul Hakkını Bile Bağışlarız: “Eğer Bir Mürid Hatmeye Katılırsa, Katılan Kişinin Cennette Köşkleri Olur. Ama O Köşklerin Sahibi Şeyhimiz Olur. Eğer Sofi Kul Hakkı İşlerse, Şeyhimiz O Köşklerden Birini O Kişiye Kul Hakkına Karşılık Verir

    Bir nakşi dergahında vekil sohbet etmektedir. “Eğer bir mürid hatmeye katılırsa, katılan kişinin cennette köşkleri olur. Ama o köşklerin sahibi şeyhimiz olur.Eğer sofi kul hakkı işlerse, şeyhimiz o köşklerden birini o kişiye kul hakkına karşılık verir.” Halbuki “Allah’ın kul hakkını af ettirmek için ahirette af edilen hakka karşı kullarına köşk vereceğini” hadislerden biliyorduk. Lakin şeyhlere de bu tür özel yetkilerin verildiğini hangi kaynaktan hareketle iddia ettiklerini merak ediyoruz.

    .https://www.islamustundur.com/tasavvuf.htm

    VIII – Sırat Köprüsünün Başında Önüne Geleni Cennete Atacak Allah Dostları: Allah Abdulkadir Geylaniyi Hz Sıraat Köprüsünün Başına Geçirmiş. Sultan Muhammed Raşit Sıraatin Başına Geçmiş. Muhammed Raşit Hazretleri Gelen Sofii Kolundan Tutup Atarmış. Abdulkadir Geylani Hazretleri Seslenmiş Ya Muhammed Raşit Sen Alim Cahil Demiyor Gelen Bütün Sofileri Atıyorsun Bana Demiş. Muhammed Raşit İse Efendim Bunşarın Zamanında Sizin Zamanınızdaki Gibi Medrese Yoktu. Devirleride Kötüydü. Müsadece Varken Hepsini Geçirelim Demiş Ve Başlamış Yine Sofileri Sıraattdan Karşıya Atmaya. Allah Şefaatlerinden Mahrum Bırakmasın Bizleri

    IX – Ateşin İçinde Birbirleriyle Tartışırken, Zayıf Olanlar, Büyüklük Taslayanlara Dediler Ki: Biz Size Uymuştuk. Şimdi Siz Şu Ateşin Ufak Bir Parçasını Bizden Savabilir Misiniz? Büyüklük Taslayanlar: Doğrusu Hepimizde Onun İçindeyiz. Allah Kulları Arasında Şüphesiz Hüküm Vermiştir, Derler.” Ayeti Gavsı Sayesinde Hesap Gününden Bile Kurtulacağını, Sırat Köprüsünün Başına Geçip Önünü Geleni Cennete Atacağına İnananAdamların İnmiştir!

    47.Ateşin içinde birbirleriyle tartışırlarken, zayıf olanlar, büyüklük taslayanlara, “Biz size uymuş kimselerdik. Şimdi şu ateşin bir kısmını üzerimizden kaldırabilir misiniz?” derler.48.Büyüklük taslayanlar ise şöyle derler: “Biz hepimiz ateşin içindeyiz. Şüphesiz Allah kullar arasında (böyle) hüküm vermiştir.”49.Ateşte olanlar cehennem bekçilerine, “Rabbinize yalvarın da (hiç değilse) bir gün bizden azabı hafifletsin” derler.50.(Cehennem bekçileri) derler ki: “Size peygamberleriniz açık mucizeler getirmemiş miydi?” Onlar, “Evet, getirmişti” derler. (Bekçiler), “Öyleyse kendiniz yalvarın” derler. Şüphesiz kâfirlerin duası boşunadır.51.Şüphesiz ki, peygamberlerimize ve iman edenlere dünya hayatında ve şahitlerin şahitlik edecekleri günde yardım ederiz.

    İlgili

    De ki: ‘Ey Yahudiler! Bütün İnsanlar Bir Yana, Yalnız Kendinizin Allah’ın Dostları Olduğunuzu İddia Ediyorsanız Ve Bunda Samimi İseniz, Ölümü Dilesenize!” Ayetleri “Kabirden Çıkan Bir Adamı Azap Melekleri Yakalasa, O Adam Deseki Ben Nakşibendi Tarikatının Halidi Kolundanım Dese Bırakırlar” Diyenlere, 100 Fersah Çevremize Şefaat Ettiğini Söyleyenlere, Sırat Köprüsünün Başına Geçip Önünü Geleni Cennete Atacağını iddia Edenlere İnmiştir.12 Ekim 2016"Tarikatlar" içinde

    O Gavs ki Günahları Bağışlayandır, Esirgeyendir. Onun Tövbe Kapısı Asla Kapalı Değildir, Merhameti Sonsuzdur. Şüphesiz Ki, İman Edenlere Dünya Hayatında Ve Şahitlerin Şahitlik Edecekleri Günde Yardım Edecektir26 Temmuz 2017"Allah Dostları" içinde

    İsteyen Herkes Çalışıp Allah Dostu Olabilir.. Peki Sorum Şu, Günümüzdeki Tarikat ve Bu Tarikatları Temsil Eden Liderleri, Kendi Elleriyle Yazdıkları “Allah Dostu” Kavramına Nekadar Uyuyorlar? Allah Dostunun Hali Nasıl Olmalıdır? Değil Haram, Şüpheli Şeylere Bile Asla Yaklaşmaz. Allah Dostu, Helali Haramı Birbirine Karıştırmaz, Şüpheli Şeylerden De Şidddetle Kaçınır. Allah Dostu, İbadet Ederken Şirkten Sakınır.04 Aralık 2016"Allah Dostları" içinde

    Bu yazı Allah Dostları kategorisine gönderilmiş. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.

    ← Allah’ı Bırakıp, Kendilerine Ne Zarar, Ne De Fayda Verebilecek Şeylere Tapıyorlar Ve “İşte Bunlar Allah Katında Bizim Şefaatçılarımızdır” Diyorlar. De ki: “Siz, Allah’a Göklerde Ve Yerde O’nun Bilmediği Bir Şeyi Mi Haber Veriyorsunuz!? O, Onların Ortak Koştukları Şeylerden Uzaktır, Yücedir.” Ayetleri Tarikata Girdim Kurtuldum, Gavsımız Bizi Hesap Günündede Şefaatiyle Kurtaracak, Sorgudan Bile Geçmeyeceğiz Diyenlere Yüzyıllar Önce Ölmüş, Kendisine Bile Faydası Olmayanlardan Medet Umanlara İnmiştir

    O Gavs ki Ona Uyanı Ne Kabirde Nede Hesap Gününde Hiçbir Melek Sorgulayamaz: Kabirde Sorgu Meleklerine Karşı Senin Yerine Cevap Verir. Azap Meleklerine Kim Olduğunu Söylersen Seni Bırakır. Hesap Günü Melekler Neden Geldin Dediğinde De Allah (c.c.) Onun Vekaletı Var, Ben Kabul Ettim Ona Karışmayın Der. →

    UYARI!

    Onlara (müşriklere): Allah'ın indirdiğine uyun, denildiği zaman onlar, «hayır! Biz atalarımızı üzerinde bulduğumuz yola uyarız» dediler. Ya ataları bir şey anlamamış, doğruyu da bulamamış idiyseler? (Bakara, 170)

    Neyazıkki insanlık olarak son zamanlarda çok şiddetli din ve mezhep çatışmalarının yaşandığı bir dönemden geçmekteyiz. Tarih tekerrürden ibarettir ve neyazıkki İslam dünyası olarak akıl ve düşücenin kenara itildiği, cehaletin övülerek ön plana çıkartıldığı, cahillerin dahafazla değer gördüğü, acımasızca cadı avlarının yapıldığı, cennetten arsa satanların “alim” olarak adlandırıldığı “Ortadoğunun karanlık çağı” döneminin içerisinde bulunmaktayız

    İşin dahada acı tarafı, bu karanlık dönemde bazı kötü niyetli kişilerin din adına savunmada bulunuyormuş gibi kendisini göstererek sansasyon yaratmak ve benden cezai ve hukiki yollardan menfaat temin etmek için hakkımda bazı yasal yollara başvurduklarını üzülerek görmekteyim.

    5 vakit namaz kılan bir Müslüman olarak amacım “görmezden gelmek” yerine yüzleşmektir, biz Müslümanların nerede hata yaptığımızı anlamaya çalışmaktır. Sitemdeki islam karşıtı yazılar ve resimlerin yeralmasının sebebi hakaret etmek veya samimi inanaları üzmek değil, Hak ve Gerçeğin ne olduğunu bulmaya çalışmak, biz Müslümanlara Namaz kılmaktan bile daha fazla emredilen “aklınızı kullanın” emrini yerine getirmek, kendime verdiğim “sorgularken adil ve dürüst olma” sözü, inanmayanlara küfür, hakaret etmek yada hukukun açıklarından faydalanarak hapse göndermeye çalışmak yerine onları anlamaya çalışmak, haklı ve haksız oldukları noktaları analiz edebilmektir.

    Biz insanlar birbirimizi sevmek ve taktir etmek zorunda değiliz, fakat Müslüman olarak öncelikle biz adil ve dürüst olmalıyız. İnsanları yargılamadan önce onları sadece dinlemek değil, onları gerçekten anlamak zorundayız, aksi taktirde, inandıklarımız ve savunduklarımız putperest bir inançtan fazlası olmayacaktır.

    Doğru ile yanlışın, hak ile batılın birbirine karıştığı, gelecek nesillerin Ortadoğu'nun ''karanlık çağı'' olarak bahsedecekleri bu dönemde yaşamak zorunda kalan aydınlık zihinler daha çok acı çekecek belki, ama bu karanlığın parçası olmadığımızı da elbetteki tarih yazacaktır.

    View Full
  • hemedani
    03.01.2020 - 1 year ago

    Gavs (k.s.) Şeyhi Seyyid Taha (k.s.)’nın: -Münkirden aslandan kaçtığınız gibi kaçınız. Münkirlerin ekmeğini yemek kalbi kırk gün zikirden alıkoyar. Eğer bu münkirler Hz. Peygamber (a.s.) zamanında yaşasalardı, iman etmezlerdi.” buyurduğunu naklederdi.

    Minah 132

    View Full
  • olmakihtimali
    15.06.2016 - 5 years ago

    Dün bu saatlerde en güzelin (ks) hanesinde teberrüklenirken, biraz sonrasında hanede kapıları açarken, daha sonrasında yar'in (ks) namazını izlerken… Sahurdan sonrasında hanesinden camiye uğurlarken yüzünde tebessümüyle, Güzellerin olduğu yerden, yaşayan gülün güzelliğinden, ziyaretlerin en gül kokulusundan, en güzelin #ks hanesinden çıktık yollara.. Rabbim sen kabul et, Rabbim sen ayırma, Rabbim sen tez zamanda ulaştır yine yine en gü'ze'l (ks)imize, #menzil mize.. Bir büyü daha böylece bitti. Şimdi evdeyiz.

    View Full
  • olmakihtimali
    29.10.2015 - 5 years ago

    13 Ekim Salı 2015. Kasr-i Arifan. Sultanımın çiçeği. Nasip oldu, gönderdi. Elhamdülillah. Rabbim iki cihanda ayırmasın.

    View Full