#edebiyat Tumblr posts

  • Reşat Malik'in hayattayken söylediği bir sözü hatırladı. “Hiçbir acı aynı şiddette ikinci defa yaşanmaz evlat.”

    View Full
  • İşidin ey yarenler aşk bir güneşe benzer

    Aşık olmayan gönül misal-i taşa benzer

    -Yunus EMRE-

    View Full
  • Bakınız Nazım Hikmet!

    Kötü olan birisi cebinde Nazım Hikmet taşır mı hiç?

    -Beş Kardeş-

    View Full
  • SENİN YERİN NERESİ?

    Herkesin kapladığı bir alan vardır dünyamızda. Ve durduğu bir yer vardır insanın kendisinin seçtiği, seçebildiği. Dayatmalara gerek duymadan özgürce anlayabildiği ve anlatabildiği. Kalp denen kırmızı ve hayati organ engellemediği sürece. O içimizde normalden hızlı atıp durdukça nerede durduğumuz önemini yitirmeye başlar. O zaman gerçekten bir yerde miyiz, ayaklarımız yere gerçekten basıyor mu bilir miyiz? Bilir miyiz yer çekiminin kalp çekiminden daha etkisiz olduğunu? Kendimizi seçmediğimiz ama sanki birinin bizim yerimize çoktan seçtiği yerde buluruz. Başkasının kalbinde. Oraya ait miyiz? Aslında ait olmak zorunda da değiliz. Bir kalp bir kalbi tek seferde kendine çeker ve orada öylece bırakır.. Labirenti çözemezsin çıkış yok gibi gelir. Kendi kalbini orada bırakıp gitmediğin sürece.. Arkana bile bakmadan yoluna devam etmek zorundasındır ve kendine sorman gereken bir soru vardır.. “Senin yerin neresi?”

    @irmalicesblog

    View Full
  • image

    Dünyanın hiçbir Nüzhet'i yalan söylememelidir.

    View Full
  • O fırtına diniyor, güneş açıyor, sen? İçinde bir şeyler var. Hislerin canını acıttığı sürece o fırtına dinmez, o güneş açmaz.

    View Full
  • Bir yerde okumuştum “Çok tuhaf ağlayamamıştım ama ruhum paramparça olmuştu."yaziyordu. İnsanin içine atmasının, güçlü görünmeye çalışmasının en yorucu hali bu olsa gerek.

    View Full
  • Kitap okumayı seviyorum çünkü kitaplar, kendi kurgusuna çeker ve gerçeklikten uzaklaştırır. Ve buna ihtiyacım var.

    View Full
  • Onun camına taş attılar koştun, benim evim yıkıldı yoksun

    View Full
  • Bu gün şöyle bir cümle çıktı karşıma çok hoşuma gitti “ Sağıra sözünü köre yüzünü süsleme yorulursun”

    View Full
  • “Sen dedi, şu denizin dibindeki balıklara benziyorsun. Onlar kadar çaresizsin. Hem birileri seni oradan çekip çıkarsın istiyorsun, hem kaçıyorsun yanına yaklaşmaya çalışan herkesten. Korkuyorsun! Bunu inkar edeceksin. Hatta en çok korktuğunu inkar edeceksin. Boğulmaktan yorulmadın mı? Ne kadar saklayabilirsin kahkalarının ardındaki özlemlerini? Ayakların parçalanana kadar koşsan bile kendinden kaçabilir misin? Seni alay edemediğin şeyler öldürecek!

    - Nursen Yıldırım 🔫

    View Full
  • Yıl 1954. Cemal Süreyya 23 yaşında. Henüz soyadındaki y’lerin birini iddiada kaybetmemiş.

    Mülkiye’den mezun oluşunun 2 ay sonrası, gizemli aşkı Üvercinka ile tanışmasının 1 ay öncesi. Eşi Seniha Nemli ile aralarının bozuk olduğu boktan bir dönem…

    Aylin ile tanışıyor büyük şair, çok geçmeden de âşık oluyor. Zaten Süreya bütün güzel kadınlara âşık oluyor.

    Aylin 6 yaş büyük şairden. O da evli işin kötüsü. Sol elini çocuk yaşta kangrenden kaybetmiş güzel bir kadın.

    Aylin kendisinden yaşça büyük olsa da; ‘çocuğum, diyerek seviyor Aylin’i. Evli bir kadın olmasına rağmen; karım diyerek seviyor.

    Aylin onun neşesi oluyor, o Aylin’in kaybettiği sol eli. Birbirlerinin eksiklerini tamamlayıp bir bütün oluyorlar. Yarı yarıya paylaşıyorlar hayatı ve her bir parçayı iki kişilik yaşıyorlar.

    “Senin eksiğin yok çocuğum, ben varım” diyerek seviyor Aylin’i. Ellerim ellerindir, korkma!

    Gizli saklı yaşıyorlar aşklarını yasak da olsa. Bir gün Emirgan’da ki bir bankta akşama kadar, bir gün ada vapurunda akşamdan kalma. Gizli saklı ve tarifsiz.
    İşte ilk kez o vapurda öpüyor Aylin’i. Yasak da olsa…

    Ayrılmadan 2 gün önce; geceyi beraber geçiriyorlar bir arkadaş evinde. İkisi de aşık, ikisi de sarhoş. Ve o güzel gecenin meyvesi olarak; bir şiir dünyaya geliyor.
    Belki de bir kadına yazılmış en güzel şiir. O daha güzelini yazana dek…

    ***

    Bak bunlar ellerin senin bunlar ayakların
    Bunlar o kadar güzel ki artık o kadar olur.
    Bunlar da saçların işte akşamdan çözülü.
    Bak bu sensin çocuğum enine boyuna
    Bu da yatak olduğuna göre altımızdaki
    Sabahlara kadar koynumda yatmışsın.
    Bak bende yalan yok vallahi billahi
    Sen o kadar güzelsin ki artık o kadar olur.

    İşe bak sen gözlerin de burada
    Gözlerinin ucu da burada yaşamaya alışık
    İyi ki burada yoksa ben ne yapardım
    Bak çocuğum kolların işte çıplak işte
    Bak gizlisi saklısı kalmadı günümüzün
    Gözlerin sabahın sekizinde bana açık
    Ne günah işlediysek yarı yarıya.

    Sen asıl bunlara bak bunlar dudakların
    Bunların konuşması olur öpülmesi olur.
    Seni usulca öpmüştüm ilk öptüğümde
    Vapurdaydık vapur kıyıdan gidiyordu
    Üç kulaç öteden İstanbul gidiyordu.
    Uzanmış seni usulca öpmüştüm
    Hemen yanımızdan balıklar gidiyordu

    View Full
  • Süleyman Deveci: Aşk yazıları

    Süleyman Deveci: Aşk yazıları

    Aşk yazıları denilince akla nedense hemen öncelikle aşk mektupları gelir, sonra şiirler, sevgiliye yazılmış kişisel notlar. Aşkın yazarı olmak zordur. Yine de beğenelim beğenmeyelim ustası da çoktur bu yazıların, şarlatan soytarısı da. Yeni dönemde dini camiada hemen her kitabın adında aşk olması göze batar, çok sattıran ve iyi kazandıran bir pazarlama taktiği olsa gerek. Okuyunca ne yazarının…


    image

    View On WordPress

    View Full
  • image

    Her şeyi iyi yanından görmeyi kim öğretti bize?

    Acıyı görmeyen insan, umutsuzluğu yaşamayan, iliklerine dek kederin işleyip yaralamadığı bir insan, mutluluktan, umuttan, sevinçten ne anlar?

    ~

    Şükrü Erbaş

    View Full
  • image

       Üstünde konuşulacak bir kitabı okumanın heyecanı ve uzun zamandır bırakın bir kitap hakkında yorum yapmayı, okuyacak zaman bulmanın mutluluğunu yaşadığım bir kitap incelemesi ile sizinleyim. 2021′e bol kitap okuma ve güzel incelemeler yazma dileği ile hemen size Körlük adlı kitaptan bahsetmek istiyorum.

       Roman, araba süren bir adamın trafikte kırmızı ışık beklerken aniden kör olmasıyla başlıyor. Birbirine görünmez zincirlerle bağlanmış hissiyatı veren olay örgüsünde körlük salgın olarak tüm dünyaya yayılıyor. Bulaşıcı olan bu körlük, ilk kör olan adamın eşi tarafından göz doktoruna götürülüp daha sonra göz doktorunun da  kör olmasıyla pandemi kimliği kazanıyor. Hükümet salgını kontrol edebilmek için kör olan ilk grup insanları eskiden hastane olan bir binada topluyor. Olayın akışını tek kör olmayan doktorun eşinden okuyoruz. Doktorun eşi, eşine destek olabilmek için yalan söyleyerek o da onun peşinden gidiyor ve daha sonra yaşanan olayları doktorun eşinin gözlerinden bizde öğreniyoruz.

       Değinmek istediğim noktalara başlamadan önce size sık karşılaşacağımız karakterin isimlerinden bahsedeyim. Bu hikayede doktorun eşi dışında kimsenin gözü görmediği için hikayedeki karakterlerin isimlerinin hiçbir önemi yok.Bunlar doktor , doktorun karısı , koyu gözlüklü kız , siyah göz bandı olan adam , ilk kör ve eşi , katarakt çocuk. Olaylar belli bir duruma gelene kadar doktorun eşi gördüğünü kimseye söylemiyor. Askerler ile güvenlik altına alınan hastanede kör olan insanlara sağlanan destek, yardım , beslenme ve temizlik ihtiyaçları gören bir göz ile anlatılınca rezalet ötesinde. Üstelik salgın bulaşıcı olmasından dolayı kör olan grupların en küçük belirsiz hareketi ile askerlerin insanları öldürmeye yetkisi olunan bu ortamda ne kadar insanlık dışı olabilecek şeyler varsa doktorun eşi bunlara tek başına katlanmak zorunda. Çünkü insanların göremediği beyaz körlük salgınında gereken tüm ihtiyaçlar karşılanmadığında ortaya çıkan düzensizlik ,kitapta da benzetildiği gibi, insanı bir hayvana dönüştürmesi kaçınılmaz olmuştur.

       Şimdi gelelim kitabın önemli noktalarına. Okuduğunuzda etkileneceğinizi düşündüğü birçok kısım olacak ve ben birkaçından bahsetmek istiyorum. Bunlardan biri körlerin tuvalet , beslenme , temizlik ihtiyaçlarını karşılayamamalarından doğan olaylar olacak. Körlerin tuvaletin yolunu bulamamasından kaynaklı olarak ihtiyacını olduğu yerde karşılaması, yemek ihtiyacının tam karşılanamamasından dolayı çıkacak otoriter zulüm, temizlik bir kör için ne kadar zorsa bulunduğu bu durumda ihtiyacını karşılayamadığı için oluşan insanlık dışı görünüm doktorun eşi tarafından anlatılınca sizi baya rahatsız edecektir.

       Sizi rahatsız edecek ikinci olay ise otoriteyi sahiplenmek isteyen bir grup körün istekleri olacak. İlk olarak açlıkla sınamaları daha sonrasında kadınlara yaptıkları cinsel istismar beni aşırı rahatsız eden noktalardı. Hayatlarımızda birçok yerde çirkin olaylara şahitlik ediyoruz. Kötülük, kötü insanlarla birlikte bulunduğu yerde zehir gibi yayılan bir hastalıktır. Benim inanmak istemediğim ya da kendi ahlak ve inançlarıma bulaştırmak istemediğim bu kötülükle karşılaşmak aşırı sinirimi bozmuştu. Kör olan insanların ihtiyaçlarını karşılayamaması gerçekten üzücü bir şekilde anlatılmış kitapta. Eğer o ortamda gören bir göz olmasaydı hikaye bu kadar açıklayıcı olamazdı. Demek istediğim, tuvaletini bir hayvan gibi bulduğun yerde hiç hijyenik olmayan koşullarda yapacak kadar berbat bir durumdasın , ki bu diğer sorunlar arasında en önemsizi, nasıl oluyor da kendinizi otoriter sahibi gösterip üstelik kadınları cinsel ilişkiye zorlayacak kadar görmeyen gözlerinle iktidar yaratabiliyorsunuz. Dediğim gibi kötülerin olduğu yerde kötülük hep iktidardadır ve bu kötü şartlar altında yaşayan insanların bir avuç namussuz, insanlıktan nasibi almamış kişilerin elleri arasında tıkılı kalması beni rahatsız etmişti.

       Kitap hakkında size daha çok şey bahsetmek isterdim ama anlattığım birkaç ifadeden sonra okuma arzusu yarattıysam daha fazla spoiler vermek istemiyorum. Bana göre kitap akıcı, ayrıca farklı bir yazım tarzına sahipti. Anlatılmak istenen konu okuyucuya farklı pencerelerden bakıldığında güzelce yansıtılmış bence. Sürekli “Ben olsaydım…” dedirten bir hikaye var ortada. Ayrıca doktorun eşinin göstermiş olduğu sabır da benim sabrımı fazlası ile zorladı(Bu  kısmı kitabı okuduktan sonra anlarsınız bence.) .  Kitabı okuduktan sonra dilerseniz 2008 yapım bir filmini izleyebilirsiniz. Kitabı tam yansıtmasa da okurken hayal gücünüzde kalan boşlukları doldurabilirsiniz. 

       Son olarak bir de beğendiğim bir kısımdan alıntı yapmak istiyorum. 

       “Nasıl ki cüppe giymekle keşiş olunmuyorsa, eline asa almakla da kral olunmaz.” Sayfa:213

       Umarım bloğumu daha çok kitap incelemeleri ile doldurabilirim. İfadelerimde bir belirsizlik ya da ters bir düşünce aktarmışsam kusuruma bakmayın. Yeni yolculuklarda görüşmek üzere.

    View Full
  • “Ömrünüzü sustuklarınızı duyan biriyle geçirin…”

    View Full
  • “Saçlarını kurutuyor soykırımdan kurtardığın ağaçlar. Elinde her şeyi gören ve hiç susmayan vicdanın son fotoğrafı .Bir şey olsun istiyorsun içinde yaşamak ve aşk geçen bir şey”

    View Full
  • image

    Uyu da turnalar girsin rüyana,

    Bakma tuhaf tuhaf göğe bu kadar.

    ~Sezai Karakoç

    View Full