#sevgi Tumblr posts

  • Şarkılar ve rakı var, inan bana kokun kadar keskin. Son olarak sevgilim evet sarhoşum. Ve sen hala benim gözümde çok güzelsin. Yarın sabah ayılmış olacağım ama sen hala çok güzel olacaksın.

    View Full
  • Şem ile Pervanenin hikayesini bilir misiniz? Benim en sevdiğim, en kendi halinde ve hüzünlü aşk hikayesidir. Bilenler hafızalarını tazelesin, bilmeyenlerse bir de benim gözümden aşkın büyülü dünyasına kısacık bir yolculuğa çıksın şimdi…

    Bu hikaye, Şem (Mum) ile O’na kör kütük aşık olan Pervane’nin (Kelebek) hikayesidir. Özellikle yazın her akşam gözlerimizin önünde aşklarını yaşarlar. Her gece bir aşık, sevgilisine olan tutkusu için kendini sevgilinin ışığına bırakarak ruhunu teslim eder. Hani şu avizelerin içinde biriken minik kelebekler varya, onlardan bahsediyorum. Kısacık ömürlerine kocaman bir aşkı sığdıran kelebeklerden….Aşka karşı koyamadıkları için kendilerini O’nun dibinde sonsuzluğa bırakan kelebeklerden…

    Hikaye şöyle, Şem görkemli, dimdik duran karşı konulmaz bir sevgiliyi temsil eder. Kendinden asla ödün vermez… İçindeki can fitili ateşini her daim taze tutar… Aşk için yanar… Aşk için söner en sonunda… Aşkı o kadar kuvvetlidir ki, bu yücelikle etrafa ışık saçar… Karanlığın içinde asilce ışığını yayar. Derken bir gün, bir pervane aradığı ışığın izini bulur. Aşkla uçar Şem’e doğru… Kanatlarının rüzgarı Şem’in aşk ışığını titretir… Pervane önce hayranlıkla uzaktan uzaktan döner Şem’in etrafında… Henüz kanatları alevin tadına erişmemiştir. Etrafında aşkla çırpar kanatlarını… Döner durur öylece bir süre… Sonra, yetmemeye başlar bu mesafenin hissettirdikleri… Biraz daha yaklaşmaya niyetlenir.. Dönmekten asla vazgeçmez… Gitgide alevin sıcaklığını daha çok hissetmeye başlar… Sıcaklığı hissettikçe biraz daha yakınlaşma arzusuna karşı koyamaz… Daha yakın, daha yakın, daha da yakın olmak ister. Artık her dönüşte biraz daha yaklaşır Şem’in aşkına, alevine… Aleve yaklaştıkça can fitiline de yaklaşacağını da umarak çırpar kanatlarını… Şem’e ışık veren, aşk veren ince uzun ipe erişmek, aşkının ibadetidir. Tam da aşkla aleve yaklaşmışken, kanadının ucu alevden nasibini alır aniden… Yanar…! Pervane can acısıyla uzaklaşır Şem’den… Aşkın acı verebileceğini yeni öğrenmiştir… Şaşırır… Uzakta bir yere konar ve Şem’i izler… Acısı birazcık dinmeye başladığında, yeniden aşka uçma tutkusu kaplar ruhunu… Engel olamaz kendine… Bu sefer en yakından başlar Şem’in etrafında dönmeye… Öncekinden farklı olarak yeni yerler keşfeder Şem’de… Eriyen mumun çıkarttığı minik topakcıklar gözyaşları misali çevrelemiştir Şem’in vücudunu… Pervane Şem’in gözyaşlarına konup, onlara tutunmayı öğrenir. Böylece Şem’e hem daha yakın nefes alır, hem de daha çok vakit geçirirler birlikte… Pervane yaralıdır, Şem ise ağlamaklı… Günler böyle geçip giderken, Pervane Şem’in tükenmeye başladığını fark eder… Artık ışığı daha az yeri aydınlatır, daha çok göz yaşı biriktirir eteklerinde… Sonun başlangıcını hissetmeye başlar Pervane… Şem’i sona yaklaştıran gözyaşları Pervane’nin aşkla yok olma nedenine dönüşür. Aleve daha yakın, daha şiddetle aşkla çırparak kanatlarını, döner durur Şem’in etrafında… O’nu kurtaracak bir yol bulamayacağını fark edince acısına ortak olmayı seçer… Alevin etrafında aşkla dönerken, aşkının içindeki can fitiline bırakıverir kendini, aşkını, canını… Usulca Şem’in gözyaşlarından yarattığı eteğinin üzerine düşüverir cansız bedeni… Bunu fark eden Şem için direnecek bir neden kalmaz artık… Gözyaşlarını Pervane’ye örtü yapar, O’nu aşkıyla sarmalar ve yavaş yavaş üzerine akarak aşklarını sonsuza kadar bir araya getirir… İşte Şem ile Pervane’nin dillere pelesenk, meşhur, sonsuz aşkı yüzyıllardır böylece yaşanır durur… Şekil değiştirerek ama özünden bir şey yitirmeden…


    İşte Şem ile Pervane’nin dillere pelesenk, meşhur, sonsuz aşkı yüzyıllardır böylece yaşanır durur… Şekil değiştirerek ama özünden bir şey yitirmeden…

    Kalbimizin aşkı yaşamaya başladığını nasıl anlarız? Aşk dediğimiz duygu için neleri göze alabiliriz? Bunu anladığımız noktada başlıyor sanırım, gerçekler… Ve şuna eminimki aşkın tek gerçeği, hiç bir gerçeği düşünemeyecek hale getirebilmesi insanı… Aynı zamanda korkutması, endişe ettirmesi de beraberinde tabii… Çünkü korktuğumuz, endişelendiğimiz halde engel olamadığımız şeyler aşkın heyecanını pompalıyor kalbimize! Kalbe pompalanan bütün duygular damarlarımızda yolculuğa çıkıyor ve bütün vücudumuzu keşfederek, bizi bütün olarak ele geçiriyor. Bu yüzden elini tutan elin hissini hafızasına kazıyabiliyor aşık…Ufacık bir anıyla yetinebilme duyusu hep yoğun yaşanan bu hisler yüzünden… Bütün vücudu dolaşan aşk, gözlerde parıltı, dudaklarda sebepsizce duran bir tebessüme dönüşüyor…

    Aşkın tarifi yok evet, ama her aşkın bir hikayesi var… Aşkı tadanlarımız, kendi tariflerimizi, hikayelerimizle ölçülendirip bir güzel ziyafet çekiyoruz kalbimize…

    Aşkın ışığı sizi de çevrenizi de daima aydınlatsın, aşkla kalın siz de…

    View Full
  • Yazdığım her satırda sana dair izler yaşıyor biliyor musun?

    Küçükken boyum yetişmediği için babamla ya da annemle camdan dışarı bakardık. Beni koluyla sıkıca sararlardı düşmeyeyim diye. Ben de düşmeyeceğimi bilirdim. Apartmanın en üst katında kocaman da bir balkonumuz vardı. O kadar geniş bir manzarası vardı ki, tüm dünyayı görebiliyorum zannederdim. Gökyüzüne o kadar yakındık ki, elimi uzatınca bulutlara değeceğimi düşünürdüm. O zamanlar kuşlardan da çok korkmazdım, onların kanat sesini duyunca kalbim pır pır atardı. İşte seni sevmek de böyle bir şeydi benim için. Tüm çocuksu saflıkla, kuşların kanat sesine pır pır edip heyecanlanan o kalple, sıkı sıkı sarıldığı için düşmeyeceğimi bildiğim o güven hissiyle… sevmek.

    View Full
  • Bana babamın yapmadığı babalığı yapar mısın sevgilim?

    Gece uyurken üstümü örter misin? Saçlarımı tarar mısın? Bana masal okur musun? Bana güven dolu sımsıcak kucağını açar mısın? Yanında güvende olduğumu hissetirir misin? Ya da beni sever misin?

    View Full
  • image

    🥂🎂2020

    #yaz?l? postlar #huzur#sevgi#ben#kitap sevgisi#neden #?zlemek #postlar?m #gece #h?z?n #doğumgünü#Benim #benim hala umudum var #benim#benim postum#benim hikayem #benim aşık olmam gerek #benimkararlarim
    View Full
  • image
    image

    İnsan bağ kurduğu her şey ile sınanıyor.

    View Full
  • image

    Gerçekten sadece gün mü söndürüyor ışıklarını bize, yoksa sadece karanlığa mı özeniyoruz?

    Kaybolduğumuz bir iç dünyamız falan yok, sadece ruhumuza üç öğün karanlık aşılıyoruz.

    View Full
  • Kita kate kuta pata kıtı kıtı tak, hurrak tak abedük tık, hapi tıkı tıkı tıkı tıkı tıkı tak,  hurrak hurrak tak tak tak, upudükü dükü dükü dükü tukurrak, hopdükü taktükü tiki tiki tak, abürtu tokurtu tokurtu tak tükü, de de de de de de de de de de de tak

    View Full
  • image

    “Ehline denk gelmeyen her şey ziyan olur. Can da, inci mercan da”

    View Full
  • 30 Mayıs 2020 Cumartesi

    Vedalar acıtır, ama sanırım canımı daha çok acıtan veda edememek oldu. Onu göreceğim son gün olduğunu bilsem yemin ederim o uçağa bindirmezdim onu. Gitmesine izin vermezdim.

    Son kez sarıldığımı bilmiyordum, son kez gözlerimin içine aşkla bakacağını bilmiyordum. Bilsem gözlerini gözlerimden ayırmasına izin vermezdim.

    Ben Kübra. 18 yaşındayım. İzmirin merkez ilçelerinden birinde yaşıyorum. En kalabalık 3. Şehirdeyim yani. Ama bunca kalabalığa rağmen yalnız hissettiğiniz oldu mu hiç? Olmuştur tabii. Ben 1 yıl önce toz konmayan yalnızlığıma bir gölge dahil ettim. Odamdaki 4 duvardan herhangi birisi iç seslerimi duymuş, bana cevap vermiş gibiydi sanki. Görünürde yalnızdım ama benimle konuşuyordu biri işte. Kimseye kanıtlayamadım. Bu gölgenin ait olduğu beden kilometrelerce uzağımdaydı çünkü.

    Benim şehrime ait değildi. Benim evime ait değildi, benim odama ait değildi. Ama o kadar öyle gibiydi ki, hayatıma ilk girdiği günden bu zamana kadar o kadar bana ait gibiydi ki, o kadar bendi ki..

    Biz farklı şehirlerde, farklı evlerin farklı odalarında, birbirine ait iki beden tek ruh olmuştuk. Güne onun mesajıyla uyanıyor, gece onunla birlikte uyuyordum. Yemek yerken beraber yiyor, güldüğümde onunla gülüyor, ağlarken onunla ağlıyordum. Beraber aynı şarkıları dinliyorduk, beraber film izliyorduk. Beraber aynı diziye başlayıp bitiriyorduk. Birbirimize ufak ama manevi değeri büyük hediyeler alıp gönderiyorduk.

    17 yaşındaydım. İlk defa gerçekten sevildiğimi hissettim. İlk defa birisine ait hissettim kendimi. İlk defa aşık oldum. İlk defa bir ismi duyunca karıncalandı kalbim veya midemde kelebekler.. Her kim tarif etmeye çalışıp edemediyse o hissi benim de tarif edemeyeceğim hislerdi işte. Ama en güzeli bir karşılığı olmasıydı, seviyordum ve sevdiğim kadar sevgi ve değer görüyordum.

    15 haziran 2019. Onu bana getiren otobüse binlerce kez şükranlarımı sundum. Alt tarafı otobüs ama, öyle değil işte. Herkes bilemez o hissi, herkes anlayamaz. İlk kez karşımda gördüm onu. İlk kez uzaktan değil de hissede hissede sarıldım somut olarak. O hissi tarif edebilsem keşke.

    Bu ziyaret edişlerin sonu olmamıştı hiç. Onu her yolcu ettiğimde içim acısa da, bir tarafım yapışıp bırakmak istemese de gitmek zorunda olduğunu biliyordu bir tarafım. Ama her zaman biliyordum benim için geri geleceğini. Benim için tek başına 8 saat yol aşacağını hep biliyordum.

    18 Ocak 2020. Sanırım onu son görüşümdü diyebilirim. Daha doğrusu öyleymiş. Bilmiyordum. Bilsem yemin ederim gitmesine izin vermezdim. Dönerken uçakla dönecekti. Bana uçaktan fotoğraflar attı. Aynı anda farklı şehirlerde yıldızlar sayıp dilek tuttuğumuz gökyüzünün içinden geçerek gitti benden. 28 Ocak 2020, benden ayrıldı. Kendince sebepleri vardı. Biliyorum. Ama üzülmedim değil. Kendimi harap ettim günlerce, aylarca.. İnkar etmiyorum.

    Ayrıldık ama konuşmayı kesemedik. Aramızdaki o bağı koparamadık, kopmadı yani. Konuşuyoruz hala.. Beni hala sevdiğini hissediyorum. Beni özlediğini hissediyorum. Ona kızamıyorum, yaşadığı hayatı, zorluklarını biliyorum. Ona hiç kızamadım. Çünkü tuttuğu ellerimi bıraksa da her zaman “bak ben burdayım” hissiyatını yaşattı bana. Öyle olmasa şu an bu satırları yazamazdım zaten.

    Onu son görüşümdü diyorum, diyorum ama bir tarafım hala sanki birden çıkıp gelecek gibi hissediyor. Bir tarafım umutsuz, yorgun. Gelmesini beklemekten gücü tükenmiş.. Bir tarafım ayakta, umut dolu gözlerle beklememi istiyor onu. Ona olan inancı, ona olan sevgisi, ona olan güveni bir gram bile eksilmemiş olan bu tarafıma güveniyorum ben de.. Bir sabah evden çıktığımda onu karşımda göreceğim anı düşlüyorum. O anın hayalini kuruyorum kafamda defalarca..

    Ben sabrederim. Ben beklerim. Ben, onun bende buruk bir tebessümle hatırlayacağım tatlı bir anı olarak kalmasını istemiyorum. Ben her anım onunla olsun istiyorum. Gözlerim uzaklarda, elim telefonumda, kalbim onun avuçlarında..

    Ben bekliyorum. Belki sizler de bekliyorsunuzdur birilerini. Yurt dışında işi olan anne babanızı belki, belki uzaklardaki bir dostunuzu, üniversitede okuyan kardeşinizi, akrabanızı, sevdiğinizi veya sevgilinizi.. Beklenen güzelse beklemek de güzeldir. Beklerken yorulmayın, pes etmeyin. Sonunda kavuşmak olunca beklemek hep güzeldir.

    Şunu da unutmayın, gelmek istemeyen birini saçınıza ak düşene kadar da bekleseniz fayda etmez. Beklemenize değsin beklediğiniz.. Kendinize iyi bakın, umudunuzu da asla kaybetmeyin..

    |18 Ocak 2020 - Uçaktayken çektiği fotoğraflar|

    image
    image
    View Full
  • Gittiğin günden beri ne günlerim oldu, bazen sevinçliydim; bazen gözlerim doldu. Sen orada ben burada, el ne karışır? Çok acele gelmen lazım.  Bize İstanbul yakışır.

    View Full